Türkiye’nin Avrasya Vizyonu

(20.01.2017)
 
 
Prof. Dr. Salih YILMAZ
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi
 
Türkiye 1990’lı yıllarda Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla Avrasya’ya olan ilgisini artırmıştır. Çünkü başta Kafkasya olmak üzere Orta Asya’da dindaş ve ırkdaşlarıyla ilişki kurmak konusunda kolaylıklar elde etmiştir. 1991-2000 yılları arasında Türkiye’nin Avrasya vizyonu daha çok ABD’nin politikalarıyla paralellik göstermiştir. Hatta ABD Büyük Orta Asya Ortaklığı projesinde Türkiye’yi en önemli ülke olarak kullanmıştır. Kafkasya ve Orta Asya ülkeleriyle olan ilişkilerini Türkiye üzerinden kurarak bölgede etkili olmaya çalışmıştır. Bu yıllarda ABD ile birlikte hareket eden Türkiye’nin politikaları genelde Rusya ile rekabet içeren bir özellik taşımıştır. Fakat 2002 yılında AK Parti iktidarı ile birlikte Rusya ile olan ilişkiler rekabetten işbirliğine dönüşmüştür. Bu dönemde Putin-Erdoğan arasındaki yakın dostluk iki ülke arasındaki rekabet ortamını karşılıklı fayda ölçüsünde işbirliğine dönüştürmüştür. 2002-2015 yılları arasındaki bu dönemde Rusya Avrasya Ekonomi Topluluğunu canlandırmaya çalışırken Türkiye de Türk Konseyi adıyla Orta Asya Türk devletlerini bir araya getirdiği bir örgüt kurmuştur.
 
Rusya’nın liderliğinde kurulan Avrasya Ekonomi Birliği idari ve siyasi anlamda mesafeler kaydetmiştir. Ülkeler arası gümrük birliği ve güvenlik alanında önemli anlaşmalar yapılmıştır. Türkiye’nin önderliğinde kurulan Türk Konseyi ise henüz yeterince mesafe kaydetmese de gelecekte alternatif bir birlik olması açısından Rusya’nın dikkatini çekmektedir. Zaten 24 Kasım 2015 uçak krizinden sonra 29 Haziran 2016’da normalleşme yeniden başladığında Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un ilk demeci Rusya’nın Türk Konseyine kabul edilme arzusunun olduğunu dile getirmek olmuştur.
 
Avrasya Birliği günümüz Türkiye’sinde bazı akademik ve politik çevrelerce Kafkasya, Orta Asya, Ukrayna, Balkanlar, Karadeniz ve bazı Orta Doğu ülkelerini de içine alacak biçimde bölgenin geleceği için alternatif olarak görülmektedir. Çünkü bu bölgelerde Türkiye’nin ekonomik etkisi artmış ve çıkarları önemli hale gelmiştir. Türkiye’nin Rusya ile olan ticari hacmi Avrupa ülkelerinden sonra yeni güç ve ekonomik bağ alanı olmuştur. Ayrıca Avrasya’da Türkiye’nin geleceği açısından yatırım ve yeni imkânlar da söz konusudur. Rusya’nın kurduğu “Avrasya Ekonomik Topluluğu/Birliği” belli bir dönem Türkiye’deki çevrelerce de örnek gösterilmiş ve bu birliğe dâhil olunması gerektiğine dair öneriler ortaya atılmıştır. Hatta Rusya ile yapılan resmi ve gayri resmi görüşmelerde Türkiye’nin bu birliğe olumlu yaklaştığına dair görüşler sunulmuştur. Rusya’da Putin, Türkiye’nin bu gayrı resmi taleplerine karşı şartların oluşması halinde olumlu yaklaşılacağını belirtmiştir. Putin’e göre Türklerin güvenilir olması ve tarihte oynadıkları rol, Avrasya Birliğine güç katacaktır. Fakat Rusya tüm olumlu düşünce ve yaklaşımlarına rağmen Türkiye’ye Avrasya Ekonomik Birliğine katılması konusunda bir teklif veya davette bulunmamıştır.
 
Türkiye’nin Avrupa Birliği ile olan münasebetlerinde ekonomik çıkarlar ön planda iken Avrasya bölgesindeki çıkarları ve ekonomik getirileri daha fazladır. Rusya ve Orta Asya piyasası Türkiye açısından iyi değerlendirilirse yeni ekonomik güç merkezi olabilir. Türkiye’nin tarihi geçmişindeki “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne” tezi hala etkisini devam ettirmektedir. Avrasya coğrafyası, Türkiye’nin daha çok manevra kabiliyetine sahip olduğu bir yerdir. Ayrıca Orta Asya, Kafkasya, İran, Rusya, Balkanlar vd. bölgelerde var olan soydaş ve dindaş topluluklar sayesinde Türklerin daha çabuk ilişki kurabilme imkânı vardır. Türkiye tıpkı 1991 sonrasında olduğu gibi tüm Avrasya coğrafyasındaki ülkeler için köprü vazifesi olabilecek ekonomik, kültürel, siyasi yetkinliğe sahiptir.
 
Türkiye, Rusya ve İran’ın yarış içerisinde olduğu Avrasya coğrafyasında bu yarışı olumlu bir kulvara kanalize ederek işbirliğine dönüştürecek teori, lider ve ekip çalışmasına ihtiyaç vardır. An itibariyle bu bölgede Türkiye ve Rusya arasında bazen işbirliği bazen de rekabet yaşanmaktadır. Türkiye ve Rusya’nın kendi tarihi politik saplantılarından çıkarak rekabet edemeyeceği sahalarda işbirliğine gitmesi kendi halklarının refahı ve huzuru için faydalı olacaktır. Suriye’de yaşanılan kriz sonrası Türkiye ve Rusya’nın Avrasya’da rekabete girmesi iki ülke açısından kayıplar ve kazançlar içermektedir. Avrasya’da yaşanacak Rusya-Türkiye rekabetinden en karlı çıkacak taraf AB ve ABD olacaktır. Avrasya’da beraberlik tüm bölge ülkelerine kazandıracak bir sonuç ortaya çıkaracaktır.
 
Batı (Avrupa) ile Doğu (Asya) arasında köprü olan Avrasya'daki toplulukların temsilciliğini Türkiye ve Rusya yapabilir. Bu iki ülkenin tek başına hareket edeceği bir Avrasya’nın etkisi de istenildiği ölçüde olmayacaktır. Günümüzde Avrasya, dünya hâkimiyeti için ABD, Rusya ve Çin’in mücadele sahasıdır. Türkiye, İran ve Hindistan da bu mücadeleye zamanla dâhil olmuşlardır. Türkiye-Kafkaslar ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri hem sahip oldukları yeraltı zenginlikleri ve petrol kaynakları hem de enerji ulaşım hatları açısından bir çekişme bölgesidir. Rusya, Avrasya’da rakibinin olmadığını düşünmektedir. Rusya, rekabetin olmadığı Avrasya coğrafyasında Şanghay İşbirliği Örgütü ve Birleşik Devletler Topluluğu gibi aktif örgütlerle kolayca askeri, kültürel, ekonomik ve siyasal bütünleşme bulabilmektedir.
 
Türk-Rus işbirliği her iki topluma güç katıp refahı artıracaktır. Bu iki devlet beraberliği seçerek tek kutuplu dünyaya meydan okuyabilir.  Türk-Rus ilişkilerinde 24 Kasım 2015 bir dönüm noktası olmuştur. Bu kriz süreci sonrasında 27 Haziran 2016’daki normalleşme ile iki ülkenin stratejik işbirliğine giden yolu açılmıştır. Avrasya Birliği hareketi ve medeniyet anlayışı Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin’in inisiyatifiyle kısa sürede aktif hale gelebilir. Çünkü her iki toplum da bu birleşmeye ve ortak hareket planına hazır haldedir.