Putin-Erdoğan Görüşmesinin Bilinmeyenleri

(30.09.2017)
 

 

Prof. Dr. Salih Yılmaz

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi

Ankara Rusya Araştırmaları Enstitüsü Başkanı

 

Rusya Türkiye arasında 24 Kasım uçak krizinden sonraki gelişmelere baktığımızda siyasi ve askeri işbirliğinin daha da ileriye taşındığını söyleyebilirim.  Putin-Erdoğan görüşmesinin ana temasını Suriye İdlib’te konuşlanacak Türk birlikleri ve karakolların durumu oluşturdu diyebiliriz. Bu konuda iki farklı sorunun varlığı iki liderin bir araya gelmesinde etkili oldu. Bunlardan birincisi İdlib’te Türkiye’nin oluşturacağı karakollar sayesinde güvenliğin sağlanmasının önündeki engeller. Bu plana göre muhaliflerin kontrolünde olan Suriye sınırındaki Atme kampına PYD’nin kontrolündeki Afrin’den düzenlenen saldırılardır. Bu saldırılar dolayısıyla Türkiye’nin Afrin konusunda bazı yaptırım ve planları mevcut.

 

Türkiye’nin Afrin konusundaki güvenlik hassasiyetinin giderilmesi için iki ülkenin atacağı adımlar üzerinde çalışılıyor diyebilirim. İkinci ve en önemli konulardan birisi de 6. Astana Görüşmelerinde İdlib’in çatışmasızlık bölgesine dair sınırların belirlenmesine rağmen Esed yönetiminin talepleridir. Bu talebe göre Esed yönetimi Türkiye’nin İdlib’te oluşturacağı karakollara dair Esed yönetiminin iznine tabi olması ve resmiyette Esed yönetimi izni ile buraya yerleştirildiğine dair bir belge imzasını talep ediyor. Türkiye ise Astana Görüşmeleri sonrasında yeni kuralların empoze edilerek kendisinin sanki Esed yönetiminin izniyle İdlib’e girdiği algısına karşı çıkıyor. Bu sorun Rusya tarafından her ne kadar masaya getirilmişse de  Türkiye’nin tavrı dolayısıyla Esed yönetiminin uygulamaya çalıştığı taktik tutmamış gibi gözüküyor.

 

Esed yönetimi güya kendi izniyle Türkiye’nin İdlib’e girdiğini deklare ederek gelecekte hem İdlib’te hem de Fırat Kalkanı bölgesinde bu iznin kaldırılması ile uluslararası camiada Türkiye’yi kendi sınırlarına girmiş bir ülke olarak ilan etme fırsatını elinde tutmayı amaçlıyor. Fakat Türkiye öncelikle kendi güvenliği, Suriye’den yapılan saldırılar ve Suriye’deki halkın talebi ve isteğiyle orada olduğunu, Esed yönetimi iznine ihtiyaç olmadığını, uluslararası hukukun da Türkiye’nin yanında olduğunu taraflara iletmiş durumda. Bu sorunun bundan sonra da masaya gelme ihtimali olsa da Türkiye’nin net tavrı sebebiyle şimdilik kapandığını söyleyebiliriz. Türkiye’nin İdlib’te siviller üzerine yapılan saldırılara dair rahatsızlığını da ilettiği bununla ilgili çalışmalar yapılacağı anlaşılıyor.

 

RUSYA, SİYASİ ÇÖZÜM ZAMANININ GELDİĞİNİ DÜŞÜNÜYOR

Türkiye’nin İdlib başta olmak üzere muhaliflerin hâkim olduğu tüm bölgelerde Rusya, İran ve Esed tarafından müzakereci olarak muhatap alınması gelecekte Suriye’deki barışın oluşmasında en önemli aktör olduğunu da ortaya çıkardı. Rusya, İdlib’ten sonra siyasi çözüme dair konulara girilerek nihai barışın tamamlanmasını öneriyor. Rusya’nın daha önce hazırlayıp sunduğu Suriye Anayasası her ne kadar unutulmuşsa da Rusya’nın bu anayasayı yeniden gündeme taşıyarak üzerinde müzakere edilmesinin zamanı geldiğini dile getirdiği biliniyor. Rusya’nın görüşüne göre Astana Görüşmeleri askeri açıdan görevini tamamladı. Bundan sonra siyasi çözüme odaklanmanın zamanıdır.

 

TÜRKİYE, S-400’LERİN 2 YIL ÖNCESİNDE TESLİMİNİ TALEP EDİYOR

Erdoğan-Putin görüşmesinde S-400’ler konusunda bir görüşme olduğunu ve iki ülke arasında bu konuda bir sorun olmadığını dile getirebiliriz. Üzerinde çalışılması gereken S-400’lerin ilk olarak teslim edilecek 2 kısmının 2 yıl değil de daha öncesinde yapılması olasılığıdır. Türkiye, 2 yıllık teslimat süresini fazla buluyor. Ayrıca Rusya-Türkiye arasında sadece S-400’ler konusunda değil diğer silahların ortak üretimi konusunda da görüş birliği mevcut.

 

Türkiye-Rusya arasında enerji işbirliği çerçevesinde Akkuyu nükleer santralinin yapımına dair teknik sorunlar da hallolmuş gibi duruyor. Türkiye’nin çevre raporu, Rusya’nın da belirlenen Türk ortağa dair vereceği olur konusunda kısa sürede sonuç çıkacaktır. Ayrıca kriz sonrası artık hikâyelere konu olan domates konusu da Rusya’nın kış ayında Türkiye’den domates alınmasının uygun olduğuna dair Tarım Bakanlığı teknik raporunun hazırlanması ile son buldu diyebiliriz.

 

TÜRKİYE-RUSYA İŞBİRLİĞİ AB’Yİ DE ETKİLİYOR

Türkiye-Rusya arasındaki işbirliğinin Avrupa Birliğini nasıl etkilemeyeceğine dair sorular var. Öncelikle Avrupa Birliğinin Ukrayna sorunu nedeniyle Rusya konusunda bir ikilem yaşaması kendi içerisinde krize neden olabilecek ihtimalleri gündeme getiriyor. Özellikle Almanya’nın Rusya ile ekonomik anlamda güçlü bağı olması Rusya’ya karşı tavrına etki ediyor. Almanya bu ekonomik ilişkiler nedeniyle sadece ABD’nin almış olduğu ambargo kararlarını takip ediyor. Çünkü AB ülkesi Romanya, Polonya, Macaristan ve Baltık ülkelerinin AB’ye Rusya konusunda baskısı var. Ayrıca Rusya gazının Avrupa’ya ulaşmasında önemli bir yol olan Ukrayna, Polonya sınırlarının kullanımının güvenli olmaması da Rusya’yı alternatiflere itmiş durumda. Bu konuda Rusya’nın tek alternatifi Türkiye’dir. Rusya, Türk Akımı sayesinde doğalgazı yeniden Avrupa’ya ulaştırabilecek imkâna kavuşmuştur. Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinin seviyesi arttıkça Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye karşı tavrında sertleşme de artıyor. Aslında AB ülkeleri Türkiye’ye karşı bu sert tavırlarıyla kendilerini de çaresiz bir hale sokuyorlar. AB’nin kendi içerisinde yaşadığı siyasi, ekonomik kriz hali böyle devam ederse parçalanma riskiyle karşılaşması mümkün. Bu durumda Avrupa’da Almanya’nın yeniden istenmeyen ülke ilan edilmesi muhtemeldir. Eğer AB dağılır da Almanya tek başına kalırsa bölgede işbirliği yapabileceği en önemli ülkeler Rusya ve Türkiye’dir. Almanya’nın Türkiye tavrı böyle devam ederse ülkede Nazi sevdalısı bir hükümetin iktidara geşerek tüm Avrupa’yı ateşe yeniden atması ihtimali d eyükseliyor. Çünkü Almanya’daki Türkiye düşmanlığı yabancı düşmanlığını körüklediği gibi faşist partilerin büyüyüp halk arasında siyasi zemin kazanmasına da imkan veriyor.

 

Rusya-Türkiye işbirliğinde genel olarak Avrupa Birliği etkisinin uzakta tutulduğunu söylemeliyim. İki ülke de AB ile ilişkilerinde karşılıklı ortak tavır sergilemek konusunda bir görüş içerisinde değiller. İki ülkenin AB politikalarını birbirinden bağımsız sürdürdüklerini söyleyebiliriz. Fakat bu durum ne kadar devam edecek bilemeyiz. Eğer Suriye krizi bir şekilde çözülür de Rusya-Türkiye ilişkileri de bu şekilde devam ederse AB konusunda da çıkar üzerine işbirliğine gidebilirler. Fakat bu işbirliğinde çözülmesi gereken en önemli konular Dağlık Karabağ ve Kırım var. Bu sorunlar şimdilik soğutulmuş halde bekliyor. Eğer Dağlık Karabağ ve Kırım konusunda bir uzlaşma olursa Rusya-Türkiye gelecek yüzyılda stratejik ortak olmaktan da öteye gidebilir.

 

Türkiye-Rusya işbirliğinde iki ülke de Suriye ve Irak’ta birbirlerinin hassasiyetine özen göstermeye çalışıyor. Rusya’nın Kuzey Irak referandumunda Irak’ın bütünlüğüne yaptığı vurgu ile önceden yapılan petrol anlaşmalarından vazgeçmesi  Türkiye ile birlikte hareket ettiğine dair ip uçlarıdır. Rusya tıpkı Türkiye gibi bölgede ABD’nin bir oldubittisiyle karşılaşmak istemiyor. İki ülke hem Suriye’de hem de Irak’ta ortaya çıkan krizlerin aynı zamanda Türkiye ve İran ile birlikte Rusya’ya da etkisini, hedefin kendileri olduğunda hemfikirler.