Suriye’de Yeni Dönem: Soçi ve Suriye Türkmenleri

(09.12.2017)
 

 

Cemil Doğaç İpek

Suriye Türkmen Meclisi Dış Politika Danışmanı

 

Suriye Krizinin ilk evrelerinde ileri sürülen çözüm önerilerinin anlamsızlaşması nedeniyle giderek derinleşen krize direkt yahut dolaylı olarak müdahil olan her aktör pozisyonunu bugün yeniden gözden geçiriyor, stratejilerini yeniliyor. Bu anlamda Soçi Zirvesi ve görüşmeleri önemli bir gelişme olarak önümüzde duruyor. Rusya Devlet Başkanı Putin’in davetiyle Soçi’de Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile İran Cumhurbaşkanı Ruhani’yi bir araya getiren 22 Kasım tarihli kritik zirve bölgede ve uluslararası kamuoyunda ilgiyle takip edildi. Aslında Soçi Zirvesi, Astana Süreci’nin tamamlayıcısı olarak da değerlendirilebilir. Bahsi geçen üç ülke, kendi aralarında başlattıkları ve şu an için Suriye özelinde yoğunlaşan işbirliğini Soçi Zirvesi ile derinleştiriyor.

 

Astana Sürecinden bu yana, Türkiye, Rusya ve İran’ın, Suriye’de farklı çıkar ve duruşları mevcut. Buna rağmen Astana’da tesis edilen işbirliği yoluna devam ediyor. Soçi Zirvesi ile bu durum uluslararası kamuoyunda daha görünür bir hale bürünüyor. Bu üç ülke Astana’dan sonra Suriye’de beş çatışmasızlık bölgesi oluşturdu. Bu bölgelerde (dönem dönem aksamalar olsa da) ateşkes devam ediyor. Bu durum her şeye rağmen Suriye özelinde elde edilmiş bir başarıdır. Soçi’de üç ülkeyi biraraya getiren en önemli konu üç ülkenin de Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması hususundaki mutabakatları. Bu bağlamda, Soçi Zirvesi sonrasında liderlerin açıklamaları sürecin gelişerek ilerleyeceğine işaret ediyor.

 

Suriye’nin Türkmenleri

Suriye coğrafyasında yaşayan kadim halklardan birisi olan Türkmenler yedinci yüzyıldan bu yana bölgede yaşamlarını sürdürüyor. Türkmenler Suriye’de geniş bir alana yayılmış halde. Halep, Lazkiye-İdlib (Bayır-Bucak), Humus, Hama, Tartus, Rakka, Dera, Şam ve Golan bölgelerinde Türkmen varlığı bulunuyor. Suriye Türkmenleri yüzyıllardan beri yaşadıkları topraklarını ve kimliklerini korumak için bugün ciddi bir mücadele veriyor.

 

Yüzyıllardır Suriye’de, Suriye halkından ayrı bir halk olarak, Türkmenler varlık gösteriyor. Suriye’de Türkçe konuşan yaklaşık bir buçuk milyon civarında Türkmen var. Türkçeyi unutmuş Türkmenler ile beraber Suriye’deki Türkmen nüfus üç milyon civarındadır. Türkmen varlığını hem Osmanlı Türk İmparatorluk Arşivleri hem de Fransa’nın Manda Yönetimi Arşivleri doğruluyor.

 

Uluslararası Hukuk Açısından Suriye Türkmenleri

Bu noktada konuya uluslararası hukuk perspektifinden de bakmak faydalı olacaktır. Konuyla ilgili olan 1921 Ankara, 1923 Lozan, 1939 Türkiye-Fransa Andlaşmalarında Suriye’de Türkmenlere yönelik herhangi bir statü öngörülmemiştir. Bu durum dönemin azınlık anlayışının dini temelde görülmesi ve Suriye Türkmenlerinin de çoğunluğu Müslüman bir ülkenin sınırlarının içerisinde bulunması ile de alakalı. Dolayısıyla Suriye Türkmenleri hâlihazırda Suriye’de direkt entite olarak ayrı bir hukuksal statü sahibi değil. Bu nedenle Suriye Türkmenlerinin önümüzdeki süreçte ilk hedefleri hukuki statü kazanmak olmalı. Bunun için de; ayrı bir aktör olarak; Suriye’yi oluşturan unsurlardan birisi olarak; mevcut içinde bulunulan şemsiyenin dışında masaya oturulması gerekir. Burada bu yönde kazanım elde edilirse bu durum Irak Türkmenleri için de model olabilir.

 

Ayrıca hukuki statü kazanımı için Suriye’de kadim Türkmen varlığının ispatı noktasında Türk İmparatorluk Arşivlerinin yanı sıra Fransa’nın Manda Arşivleri de Türkmenler için çok önemlidir. İlgili arşivlerde konuyla alakalı belgelerin incelenmesine, yayınlanmasına ve kamuoyu ile paylaşılmasına yönelik bir proje faydalı olabilir.

 

Suriye Türkmenleri ile ilgili olarak atılacak tüm adımların uzun vadede kazanım getirmesi hukuki statünün sağlamlığına bağlıdır. Hukuki statü Türkmenlere objektivite/ nesnellik kazandıracaktır. Suriye’de Türkmenlerin mevcut durumu ise maalesef subjektivite/ öznellik halidir. Subjektivite hali devam ettiği sürece de Türkiye’den başka kimse Türkmenlerle ilgilenmeyecek ve onları dikkate almayacaktır. Her ne olursa olsun Türkmenlerin öncelikli hedefi bir statü belgesi kazanmak olmalıdır. Hukuki statü ilerleyen yıllar için (üstü silinmiş bile olsa) bir tapudur.

 

Gelecek Projeksiyonu: Soçi ve Türkmenler

Hadiseye Suriye Türkmenleri özelinden bakarsak, Suriye Türkmenlerinin 2011 yılından bu yana vermiş olduğu ‘Onur ve Özgürlük Mücadelesi’ yeni bir aşamaya ulaştı. Suriye’deki iç siyasi ve askeri dengelerin değişmesi ve Orta Doğu’daki bölgesel güç dengesinin geldiği nokta itibarıyla artık Suriye’de siyasi çözüm konusu askeri meselelerin önüne geçti. Bugün Suriye Türkmenleri ve Suriye Türkmenlerinin meşru temsilcisi olan Suriye Türkmen Meclisi gerek siyasi gerekse diplomatik olarak Suriye’de Türkmen Halkının çıkarlarını korumak ve geleceğini güvence altına alabilmek için önümüzdeki süreçte siyasi çözüm masasında olma mücadelesi veriyor. Elbette, Türkmenler Suriye Muhalefeti içinde farklı platformlarda temsil ediliyor. Ancak bu platformlarda Türkmenlerin haklarını korumak için verilen çaba çok önemli olmasına rağmen yeterli değil.

 

Suriye Türkmenleri Suriye’de Araplardan sonra en büyük nüfusa sahip ikinci etnik grup. Türkmenler, Suriye’de geride bıraktığımız sürecin en büyük mağdurlarından birisi. Hiçbir zaman etnik/dini terör örgütleri ile irtibatı olmamış ve her zaman Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunmuş bir toplum olarak Suriye Türkmenleri bugün de masada kendi haklarını kendisi savunmak istiyor. Bu haklı bir istektir, Suriye’nin geleceği ile alakalı herhangi bir toplantıda Suriye Türkmenlerinin temsil edilmemesi, o toplantının samimiyetinin ve meşruiyetinin sorgulanmasına neden olacaktır. Bu çerçevede; Suriye’deki tüm halkların temsil edileceği ilan edilen ve Soçi’de toplanması planlanan Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’ne Suriye Türkmen Meclisi, Türkmenleri temsilen katılmayı arzuluyor. Bu çerçevede gerekli tüm girişimlerin ilgili makamlar ve kuruluşlar çerçevesinde başlatıldığını biliyoruz.

 

Suriye Türkmenlerinin gerek Soçi gerekse diğer platformlardaki en önemli hedefi; Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ilkesi çerçevesinde Türkmenlerin yazılacak yeni Anayasa içinde Suriye’deki varlığını tanıyacak, koruyacak ve güvence altına alacak bir hukuki statü kazanmasını sağlamak. Bu noktada sanıyorum ki öncelikli talep Suriye Türkmenlerine ‘kurucu halk’ statüsü verilmesi olacaktır.

 

Suriye Türkmenleri bu hedefine ulaşabilmek için önümüzdeki süreçte, Suriye’de siyasi istikrarın sağlanmasına katkıda bulunabilecek tüm taraflarla siyasi diyaloga açık olduğunu geçtiğimiz günlerde kamuoyu ile paylaştı. Suriye Türkmenlerinin bu konudaki tek kırmızı çizgisi Suriye’nin ve Türkiye’nin güvenliğine tehdit oluşturan terör örgütleriyle aynı zeminde yer almamak. Bu anlamda Suriye’nin toprak bütünlüğüne karşı çeşitli aksiyonlar içerisinde bulunmuş radikal dini/etnik aktörlerin Suriye’nin geleceğinin tasarlanacağı masaya davet edilmemeleri doğru olacaktır. Türkmenler önümüzdeki süreçte her türlü parçalı yapıya/ otoriteye karşı olduğunu deklare etti. Bu doğru bir tavırdır. Zira, ülke bütünlüğüne zarar getirecek birtakım etnik/dini gruplara federal/otonom statüler verilmesinin hangi olumsuz sonuçlara yol açtığı Irak’ta tecrübe edildi. Irak’ta DEAŞ’ı ortaya çıkaran başlıca neden de bu oldu. Türkmenlerin herhangi bir federal/otonom bölge talebi yok çünkü bunu ülkenin bölünmesi olarak görüyorlar. Suriye Türkmenleri, Türkmenler dahil olmak üzere tüm halkların temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu üniter bir devlet modelini savunuyor.

 

Soçi’den başarılı bir sonuç çıkması arzu ediliyorsa masaya davet edilecek aktörler Suriye’nin toprak bütünlüğüne karşı aksiyon gerçekleştirmemiş ve aynı zamanda etnik/dini silahlı hareketler ile rabıtası olmayan aktörler arasından seçilmeli. Bu noktada dışarı ile bağlantılı/terör faaliyetleri ile kazanımlar elde etmiş bazı örgütlerle/aktörlerle Türkmenler aynı kefeye konulmamalı. Bugün geldiğimiz noktada Türkmenlere hakları eksiksiz bir şekilde verilirse bu durum Suriye’de kalıcı barışın tesisi için çok önemli bir adım olacaktır. Ayrıca bu vesile ile Türkmenler yeni kurulacak demokratik Suriye’nin Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Dünyası ile ilişkilerini kolaylaştırıcı bir işlev de üstlenebilecektir.