HİNDİSTAN’IN ORTA ASYA JEOPOLİTİK STRATEJİSİ

(16.12.2011)
 


            PhD Dr. Kairjan Sayasatulı ABDIHALIKOV
            KazNU El-Farabi Üniversitesi
            Uluslararası İlişkiler Fakültesi 
            Dekan Yardımcısı

 


           

            Birçok ülke gibi Hindistan’ın da ulusal çıkarları mevcuttur. Söz konusu çıkarların çapı, tamamen, Hindistan içerisinde ve yakın çevresindeki tarihi ve siyasi duruma bağlıdır. Tarihin çeşitli dönemlerinde Hindistan, Güney Asya, Yakın Doğu, Güneydoğu Asya ve Hint Okyanusu havzasında bulunan ülkeler bölgesi gibi bölgelerdeki uluslararası ilişkilerin belirlenmesinde önemli bir rol oynamıştır. 20. yüzyılın 90’lı yıllarında Sovyetler Birliği’nin dağılmasının hemen ardından, Hindistan’ın jeopolitik çıkarları Orta Asya Bölgesi’nde dikkate değer bir rol oynamaya başlamıştır. Hindistan’ın jeopolitik tutumu genel olarak siyasi realizm konseptine dayanmaktadır. Hindistan’ın bu siyasi realizmi, tarafsızlığından ve jeopolitik ve jeoekonomik çıkarlarının, kültürel, dini ve dış politikaya bağlı diplomatik önceliklerine galebe çalmasından kaynaklanmaktadır.

 

Hindistan’ın Orta Asya ülkeleriyle ilgili jeostratejik politikası, jeoekonomik ilkelerce teyit edilmektedir. Yani Hindistan’ın bölgede stratejik olarak konuşlanma arzusu, onun jeopolitik çıkarlarını belirlemektedir.             

 

Hindistan’ın stratejik olarak yer edinmesi, Orta Asya ülkeleriyle ekonomik, siyasi-diplomatik ve kültürel ilişkilerini geliştirmesi yoluyla gerçekleşmektedir. Tabii ki Hindistan’ın Orta Asya bölgesine duyduğu ilgi, bir dizi dış siyasi unsurların öne çıktığı çok taraflı işbirliğine dayanmaktadır. Bu unsurlar Hindistan ve Orta Asya ülkeleri arasındaki siyasi, kültürel, sosyal-insani ve ekonomik ilişkileri içermektedir. Ancak Hindistan’ın Orta Asya’daki dış siyasi çıkarlarında belirleyici faktör ticari ve ekonomik işbirliğidir. Hindistan’da ekonomik potansiyelinin güçlenmesi söz konusu ülkeler arasında enerji, doğal kaynaklar alanında olduğu gibi güvenlik sahasında da çok taraflı ilişkilerin gelişmesine zemin hazırlamaktadır.

 

  Günümüz jeopolitik eğilimlerinde, gelişmenin jeoekonomik ilkeleri git gide üstünlük sağlamaktadır. Böylelikle çağdaş uluslar arası ilişkilerde ekonomi dominant olmaktadır. Dolayısıyla dünyada ve belli bölgelerde çağdaş jeopolitik, uluslar arası ekonomik ilişkiler tarafından belirlenmektedir. Bunlar göz önüne alındığında devletler ve bölgeler arası ilişkilerin, uluslar arası gelişimin jeoekonomik eğilimlerinin etkisi altında olduğu görülmektedir. Hâlihazırda Batının gelişmiş ülkelerinden oluşan merkezin çevresinde git gide yeni jeopolitik güçlerden oluşan halka sıkılaşmaktadır. Bu jeopolitik güçler gelişmelerinin ekonomik göstergelerini güçlendirerek tedricen uzak periferide yer alan ülkelerden daha yakın periferideki ülkeler haline dönüşmektedir. Çin, Brezilya, Malezya, Singapur, Güney Kore, Türkiye ve Hindistan gibi geçiş halindeki ekonomi statüsüne göz dikmiş etkili ülkeler, dünyanın belli başlı belgelerindeki jeoekonomik durumun belirlenmesinde etkili olmaya başlamışlardır.

 

Hindistan’ın Orta Asya’ya olan ilgisi, Türkiye, Çin veya ABD için söz konusu olduğu gibi Sovyet imparatorluğunun çökmesinden sonra başlamamıştır. 20. Yüzyılın 90’lı yıllarında Hindistan’ın Orta Asya stratejisi henüz gerekli ölçüde ortaya çıkmamış, ancak 21. yüzyıl başlarında jeopolitik çıkarlarına yeterince uygun koşullar oluşmuştur. Bu koşulların oluşmasında belirli objektif ve sübjektif faktörler rol oynamıştır.

 

Objektif faktörler arasında Hindistan’ın ekonomik güçlenmesi, Yeni Delhi’nin global ölçekli “ileri teknolojileri” hedeflemesi, iç siyasi durumun istikrara kavuşması, ekonomide büyük çaplı liberalleşmeyi seçen yeni pragmatik bir hükümetin kurulması, yeni pazarlara açılma isteği, bölgede askeri, siyasi üstünlük kurması vs. sayılabilir.

 

Hindistan’ın Orta Asya alanına açılmasının sübjektif sebepleri pek çok uzman tarafından 11 Eylül olayı ve onu takip eden NATO müttefik kuvvetlerinin 2002-2003 yıllarındaki Afganistan ve Irak antiterör hareketi olarak gösterilmektedir. Bu noktadan hareketle şu faktörler sıralanabilir: 1) Bazı Orta Asya ülkelerinde Amerikan askeri üslerinin kurulması; 2) “Afgan” terörizminin transit imkânı; 3) Hindistan’da terör tehdidinin artması (özellikle Yeni Delhi’deki 13 Aralık 2001 olaylarından sonra); 4) Orta Asya ülkelerinde Pakistan jeopolitik pozisyonunun güçlenmesi; 5) Çin’in bölgede jeoekonomik emellerinin artması. Bu faktörlerin ortaya çıkması ve varlığı, Hint dış politikasında, Orta Asya bölgesinde jeopolitik güç sahibi olma yönünde önemli değişimi sağlamıştır.

 

Hindistan’ın Orta Asya’daki jeopolitik stratejisi aşağıda sıralı bir dizi çıkara dayanmaktadır:

 

1.                      Bölgede siyasi istikrarın ve genel güvenliğin sağlanmasında Hindistan’ın çıkarı bulunmaktadır. Hindistan, çok taraflı işbirliğinin geliştirilmesi ve ortak bölge güvenliği sistemi kurulmasına dair Orta Asya ülkelerinin tüm girişimlerini desteklemektedir.

 

2.                      Hindistan Orta Asya bölgesinde Rusya ile sıkı işbirliği sürdürmektedir. Hindistan, Rusya’nın bölgede güvenlik konusunda garantörlük statüsü kazanma yolundaki çabasını desteklemektedir. Hindistan’ın Rusya ile bölgesel işbirliğinde aşağıda sıralı ilkeler üzerinde durulabilir:

     

Bir: Hindistan’ın dâhil olduğu tüm bölge kuruluşlarında Rusya ile işbirliği;

 İki: Bölge güvenliği konusunda Rusya’nın girişimlerinin Hindistan tarafından desteklenmesi;

 Üç: Hindistan’ın, ülkeye Rus enerji kaynaklarının getirilmesi için Orta Asya ülkelerini güvenli transit yolu olarak kullanma arzusu.

 

3.                      Hindistan Orta Asya ülkeleriyle enerji konusunda işbirliğinin daha da geliştirilmesinden yanadır. Bu konuda geleceği en iyi olan bölgesel partner olarak Kazakistan görülmektedir. Zira Kazakistan sahip olduğu zengin petrol, gaz, uranyum ve maden yataklarıyla Hindistan’ın hızla gelişen ekonomisinin ilgisini fazlasıyla çekmektedir. Nitekim hâlihazırda enerji kaynaklarının temin edildiği Suudi Arabistan ve Basra Körfezi ülkeleri Hindistan’ın hızlı ekonomik büyümesine yetecek kadar petrolü yakın gelecekte sağlayamayacaktır.

 

4.                      Hindistan, Çin çıkarlarının Orta Asya’da yayılması karşısında rakip unsurdur. Hindistan’ın bölge politikasına, Çin’le olan karmaşık ikili ilişkiler, iki ülkenin global ve bölgeler ötesi ekonomik rekabeti, enerji kaynakları yetersizliğiyle ilgili benzer iç süreçler, Çin’le Hindistan arasında çıkmaza girmiş olan “Tibet sorunu” vs. gibi konular damgasını vurmaktadır. Öyle ki, Hindistan ve Çin’in Orta Asya’daki jeopolitik çıkarları iki sürecin etkisi altındadır: Birincisi, yeni enerji kaynakları ve yollarına ulaşmak ve ikincisi, Çin ve Hindistan arasında daha önce oluşmuş dış politika sorunlarının olumsuz etkisi.

 

Netice olarak, Orta Asya, başta Rusya, ABD ve Çin olmak üzere tüm dünya devletleri çıkarlarının çatıştığı son derece önemli jeopolitik alandır. Böyle olmakla birlikte Hindistan söz konusu ülkelerle rekabete hazırdır. Bu emelinin altında yeni enerji kaynaklarına ulaşma arzusu yattığı söylenebilir. Bu çerçevede Hindistan, bölgenin önde gelen Kazakistan ve Özbekistan gibi ülkeleriyle enerji konusunda geleceğe dönük işbirliği yapma arzusundadır. Ancak Orta Asya ülkelerinden çoğunun Hindistan’a coğrafi uzaklığı, “Afganistan” sorunu, Hazar bölgesinde güçlü Amerikan varlığı, Orta Asya’da güçlenerek artan Çin’in ekonomik etkisi karşısında Hindistan tamamıyla bağımsız olarak bölge ülkelerine yönelerek daha geniş çaplı çok taraflı işbirliği yürütememektedir. Bu süreçte Hindistan, bundan böyle de Orta-Asya bölgesinde jeopolitik nüfuz sağlayabilmek için geçerli gerçeklere bağlı kalmak ve Rusya’nın genel ve enerji güvenliği yönündeki bölgesel politikasını desteklemek zorundadır.