''Dünyada Göç ve Türkiye'nin Dış Göç Tarihi'' konulu panel gerçekleştirildi

(26.12.2011)



Avrasya Ekonomik İlişkiler Derneği, Hollanda Türkevi Araştırmalar Merkezi, Uluslararası Göç Örgütü (IOM) ve Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi tarafından düzenlenen ''Dünyada Göç ve Türkiye'nin Dış Göç Tarihi'' konulu panel Ankara'da  TÜRKSOY  Konferans salonunda gerçekleşti. 
Panelin açılışında konuşan EkoAvrasya Yönetim Kurulu Başkanı Hikmet Eren, ’’Bu yıl üçüncüsünü düzenlediğimiz Türk göç’ü etkinlikleriyle, konuyu başta Ankara gündemi olmak üzere, ilgili kurum ve kuruluşların dikkatlerine sunmayı hedefliyoruz. Özellikle geride bıraktığımız yüzyılda Avrupa’ya yaşanan göç ve beraberinde getirdiği gelişmeleri Dünya Göç günü vesilesiyle bir defa daha tartışma konusu yapmak hem Türkiye hem de Avrupa’daki Türklerin yararına olacağını düşünmekteyiz.’’ dedi.  Göç’ün bu yıl 50. Yılı olması da bu çabamızın önemini bir defa daha ortaya koymaktadır diyen Eren, Türk kamuoyunda Fransa'da ''Ermeni yasa teklifi''nin kabul edilmesine tepki göstererek, Türklerin hiçbir zaman soykırım yapmadığını, böyle bir kararı kınadığını söyledi. Eren, Ermenilerin 1918 yılında Erzurum, Kars, Iğdır ve Van ayrıca 1992 yılında Azerbaycan'ın Hocalı kentinde yapmış oldukları  katliamların kanıtlarının bulunduğunu dile getirdi.

IOM Türkiye Temsilcisi Meera Sethi ise konuşmasında Uluslararası Göç Örgütü hakkında bilgi verdi ve kuruluşun gelişimini anlattı. Sethi, dünyadaki göçmen karşıtı tutuma da değinerek, bu konudaki mitler ve klişelerin kırılması ve göçün katkısıyla ilgili insanların bilgisinin iyileştirilmesi gerektiğini vurguladı. Sethi, bugün dünyada 1 milyar insanın göçmen olarak yaşadığını, bir çok devlet yöneticisinin göç olayını yanlış algıladığını, siyasilere göçmenlerin yerleştikleri ülkeye katkıda bulunabileceklerini keşfetmelerini önerdi.

Açılış konuşmalarının ardından, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayınlar Genel Müdürü Prof. Dr. Onur Bilge Kula'nın yönettiği panele Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Murat Erdoğan, TÜRKSAM Göç Enstitüsü Başkanı Dr. Can Ünver ve Türkevi Araştırmalar Merkezi Müdürü-UETD Hollanda Başkanı Veyis Güngör'ün konuşmacı olarak katıldılar.

Prof. Dr. Kula, yaptığı konuşmada bir ülke için en önemli kaybın üretici gücünün göçü olduğunu ifade ederek ancak Almanya'ya iş göçü olduğu zaman bundan Türkiye'nin de fayda gördüğünü dile getirdi. Avrupalı siyasetcilerin ve karar vericilerin, ülkelerini bir göç ülkesi olduğunu kabul etmediklerine dikkat çeken Kula, bu yönde politika geliştirmedikleri için siyasi, ahlaki ve sosyal sorumluluk almadıklarını belirtti. Karar vericiler insanımızın emeğini tepe tepe kullandılar, ancak bu insanların çocuklarının eğitimine yatırım yapmadıklarını söyledi. Kula, Avrupa’da yetişen Türk gençlerinin Türkiye’ye geri dönmeye başladığını, geri dönüşün yılda 35.000’ni bulduğunu, ancak bu insanların hayal kırıklığına uğramaması için Türkiye’deki kurum ve kuruluşların imkanlar hazırlaması gerektiğini söyledi.

TÜRKSAM Göç Enstitüsü Başkanı Dr. Can Ünver, Almanya'nın bir göç ülkesi olduğunu belirterek, gidenlerin büyük bölümünün artık anavatanlarına dönmeyeceğini belirtti. Türklerin artık işçi değil, girişimci olduğunu dile getiren Ünver, yeni neslin karşılarına çıkabilecek engelleri aşabilecek güçte olduğunu vurguladı. Türkiye'ye dönüşlerin Almanya'nın yatırımlarında çalışmak için olduğuna değinen Ünver, Türkiye'nin artık göç veren ülke olmaktan da çıktığını söyledi. Avrupa’daki Türklerin Türkiye’deki değişime, Avrupa’da edindikleri bazı modern devlet vatandaşlık kurallarını, Türkiye’ye taşıdıklarını belirten Ünver, Türkiye’de ne yazıkki bu alanda ciddi araştırmaların yapılmadığını, elimizde bilgi verilerinin bulunmadığını söyledi. Diğer taraftan Türklerin Avrupa ülkelerine de katkıda bulunduklarını, bunun en açık örneğinin yemek kültürü olduğunu söyleyen Ünver, göçmen Türklerin ne Avrupa’da ne de Türkiye’de hak ettikleri değeri bulamadıklarını kaydetti. Ünver, Türkiye’nin yurtdışındaki Türkler için bir siyaset yani devlet politikası oluşturamadığını, çok geç kalınmasına karşın, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığını oluşturduğunu söyledi. 

Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Murat Erdoğan, yaklaşık 6 milyon Türk'ün göçmen olduğunu ve bunlardan 5 milyonunun Avrupa'da bulunduğunu bildirdi. Erdoğan, göçmenler sayesinde Türkiye'ye 1980'de 5 milyar dolar civarında para girişi olduğunu ancak aynı yıl 2,5 milyar dolar ihracat gerçekleştirildiğini ifade etti. Erdoğan, Türkiye'nin ve insanların oynadığı rolün zamanla değiştiğini anlattı. Erdoğan, Türkiye olarak Avrupa’daki insanlar için sürekli geçici politikalar geliştirilerek, bir gruba daha şefkatlı diğer grubu dışlayıcı bir tutum içine girildiğinden yakınarak:  ’’Türkiye’nin bu tutumu Avrupa’daki insanlarımız arasında bölünmüşlüğü beraberinde getirdi. Güvenlik sorunu oluşturdu. Bazı gruplar tehlike unsuru olarak nitelendirildi. Oysa Devlet, bütün vatandaşlarını, ayırım gözetmeksizin yaklaşması, kucaklaması gerekir.’’ dedi.  Erdoğan, yeni oluşturulan  Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının vatandaşlarımızın hak, hukuk, insani değerler alanında çalışması gerektiğini aksi halde tersine yapılacak çalışmaların hem Türkiye’yi ama daha çok Avrupalı Türkleri zor durumda bırakacağını belirtti.

Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığının üzerine de büyük görevler düştüğüne değinen Erdoğan, ’’Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Avrupa ülkelerinde kendini kanıtlamış, vatandaşlarımız için çeşitli somut projeleri gerçekleştirmiş sivil toplum kuruluşlarını desteklemelidir.’’ dedi.

Türkevi Araştırmalar Merkezi Müdürü Veyis Güngör, göç sürecini yaşayan bir nesil olarak Hollanda'da yaptıkları çeşitli etkinlikleri anlatarak, göçmen Türklerin hem içinde bulundukları ülke sorunları hem de küresel düzeyde sorumluluk içinde olduklarını belirtti. Göç fenomeni, göçmenlik psikolojisi, Avrupa’nın çok kültürlülüğü, ayırımcılık, ırkcılık, farklılaştırma zihin yorgunluğuna yol açtığını ifade etti. Bu süreç bize insanlığa hizmet götürmüş bir medeniyetin çocukları olduğumuzu hatırlattı diyen Veyis Güngör, ’’medeniyetler çatışmalarının Avrupa’daki provaları küresel gelişmeleri anlamaya yöneltti’’ dedi. Aynı zamanda Türkiye’de yaşanan değişim ve bu değişimin Avrupa’daki Türklerde kendine güven hissi oluşturduğunu belirten Güngör, ’’öncelikle kendi insanımız olmak üzere, içinde yaşadığımız ülkenin insanlarına, aidiyet duyduğumuz ülke ve topluluklara hatta dünya insanlığına hizmet etmeyi kendilerine misyon edindiklerini’’ söyledi. Güngör, Bu çerçevede uyguladıkları bazı projeleri şu şekilde açıkladı: ’’Konya Kriterleri; Mevlana’nın 7 meşhur öğüdünden oluşan Konya kriterleri projemiz son bir yıldır Hollanda’da uygulandı. Bu çerçevede 6 ciltlik Mesnevi Hollandacaya tercüme edildi. Farklı inanç ve düşünce ekollerinden insanların 7 öğüdü tartıştığı bu projemiz, her ne kadar ekonomi kriz olarak isimlendirilsede, içinde yaşadığımız toplumların bir norm ve değerler krizi yaşadığı varsayımından hareketle, bu sürece olumlu bir katkıda bulunacağını düşünmekteyiz. Konya Kriterleri 2012 yılında Avrupanın değişik merkezlerinde tanıtılmaya devam edecektir. Ahilik sistemini başta Hollanda olmak üzere Avrupa’ya anlatmaya devam edecegiz. Kurban Bayramında Hollanda’da Yoksullukla Mücadele projemiz, Avrasya Sivil Toplum Forumu Projemiz, Afro Asya ve Balkanları içine alan Kalkınma işbirliği projelerimiz topluma faydalı olabilme noktasında gayretlerimizden birer örnektir’’ dedi.

Paneli çok sayıda yerli ve yabancı konuk izledi.