İran Cumhurbaşkanlığı Seçimi ve Olası Bölgesel Etkileri

(21.06.2013)
 

 

Özgür Tüfekçi

CESRAN International  Genel Direktörü

 

İran’da 14 Haziran 2013 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde oldukça önemli bir sürpriz yaşandı ve seçimi ılımlı mesajlarla gündeme gelen din adamı Hasan Ruhani kazandı. Ruhani Ağustos ayı itibariyle görevi Ahmedinejad’dan devralacak. Ruhani’nin sürpriz bir çıkış yapıp seçimi kazanmasını böylesine önemli yapan diğer adaylara nispeten kendisinin reform yanlısı bir aday olması. Seçimin öncesine baktığımızda oldukça farklı bir ortam mevcuttu. Bilindiği üzere İran siyasi yapılanması içinde seçilecek Cumhurbaşkanı’nın yetkileri oldukça sınırlıdır. Cumhurbaşkanı adayları Anayasa Koruyucular Konseyi (Şüra-yı Nigehban) tarafından belirlenir. Örneğin bu seçimler için 650’den fazla başvuru yapılmış olmasına rağmen Konsey’in kararıyla 8 adayın Cumhurbaşkanlığı için yarışmasına karar verilmiştir ki elenen adaylar arasında eski Cumhurbaşkanlarından Ali Ekber Haşimi Rafsancani ve Ahmedinejad’ın yakın mesai arkadaşı İsfendiyar Rahim Meşai de bulunmaktaydı. Adayların belirlenmesi üzerine genel kanı Konsey’in aday belirlerken gözönüne aldığı özellikler adayların İran rejimine yönelik eleştirel söylemlerde bulunmamış olması ve Ayetullah Ali Hamaney ile tezat olacak görüşlere ve duruşa sahip olmamaları yönündedir.

 

Örneğin Ahmedinejad’ın 1. Cumhurbaşkanlığı döneminde Hamaney ile arasının iyi olmasına rağmen 2. dönemde bu yakınlığın ortadan kalkması ikili arasında soğuk rüzgarların esmesine sebep olmuştur. Konsey’in Meşai’nin adaylığını onaylamamasının sebeplerinden birinin de bu soğukluk olduğu söylentiler arasındadır. Rafsancani ise 1997’de Cumhurbaşkanlığı’ndan ayrılmasından sonra politikaya geri dönmeye çalışsa da 2009 seçimlerinde Mousavi’yi ve Yeşil Hareket’i desteklemiş olması ve kendini “ılımlı” olarak nitelendirmiş olmasından ötürü Konsey tarafından yarışın dışında bırakılmıştır.

 

14 Haziran’daki seçimler için 8 aday yarışmıştır: Said Celili, Gulam Ali Haddad Adil, Ali Ekber Velayeti, Muhammed Bekir Kalibaf, Hasan Ruhani, Muhammed Rıza Arif (seçim öncesinde Ruhani lehine adaylıktan çekilmiştir), Muhammed Harazi, Muhsin Rızai. Seçimler öncesinde var olan genel kanı bu 8 adaydan 3’ünün İran’ın yeni Cumhurbaşkanı olmak için gerekli desteğe ve popülariteye sahip olduğu yönündeydi. Bunlar Said Celili, Muhammed Bekir Kalibaf ve Ali Ekber Velayeti’dir.

 

Cumhurbaşkanı adayı olarak Said Celili

Seçimler öncesi güçlü adaylardan biri olarak öne çıkan Said Celili oldukça iyi eğitimli bir adaydı. Batılı diplomatlar tarafından da ilgi çekici bulunan doktora tezinin konusu “Kuran’ın Siyasi Düşüncesi”dir. Yine de böyle donanımlı bir diplomatın Cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda İran’ın dış politikasında çok önemli değişimler olmayacağı da bilinmekteydi. Hali hazırda nükleer program, İran’ın yabancı ülkelerle ilişkileri, askeri projeler vb. konularda temel belirleyici Hamaney’in kendisi. Diğer taraftan Said Celili var olan söylemin dışında yeni ve farklı bir söylem de geliştirmemiştir. Celili, Hamaney’e olan bağlılığı ile ön plana çıkan bir adaydı ve kendisiyle uzun yıllar çalışmışlığı vardı. Halen İran Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreterliği görevini yürüten Celili İran'ın, 2005 yılından beri Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ile yürüttüğü nükleer müzakerelerde baş müzakereci rolünü üstlenmektedir.

 

Cumhurbaşkanı adayı olarak Celili İran’ın nükleer programı ve Suriye konusu üzerinde dururken diğer hususlarda örneğin İran’da yaşanan ekonomik sıkıntılar veya Batı’nın uygulamakta olduğu yaptırımlar sonucu günlük petrol ihracatının 2.2 milyon varilden 1.1 milyon varile düşmesi ile ilgili herhangi bir çözüm önerisinde bulunmaktan imtina etmekteydi. Celili’nin Suriye politikası da varolan söylemden çok farklılaşmamaktaydı. Celili de sorunun diplomatik yöntemlerle çözümlenmesi taraftarıydı ki bu da varolan yönetimin söylemi. Fakat kesin olan bir şey var ki o da Celili’nin Cumhurbaşkanı olmasına kesin gözüyle bakılmakta ve bu durumda Hamaney-Celili ikilisinin tam anlamıyla bir takım ruhuyla çalışacakları düşünülmekteydi.

 

Cumhurbaşkanı adayı olarak Muhammed Bekir Kalibaf

Kalibaf’ın, 8 yıl Tahran Belediye Başkanlığı yapmış 52 yaşında bir aday olarak ön plana çıkmasının temel sebepleri Belediye Başkanlığı döneminde yapmış olduğu çalışmalar ve Ahmedinejad ile bir türlü anlaşamamaları. Kalibaf, İran-Irak Savaşı’nda görev almış bir asker. 1997-2000 dönemlerinde dini lider Hamaney tarafından Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri Komutanı olarak atanmış akabinde de İntizam Kuvvetleri Komutanı olarak görev yapmıştır. Belediye Başkanlığı döneminde Tahran’da birçok kültür merkezi açan, milyonlarca ağaç diken ve şehri 1500 park ile donatan bir Başkan olarak tanınıyor. Belediye Başkanı olarak sahip olduğu popülarite onu Ahmedinejad ile karşı karşıya getirmiş ve uygulamak istediği bazı projeler devlet desteğinden mahrum kalmıştır. Yine aynı popülarite ve karakter olarak sahip olduğu bağımsızlık ve dinamizm Kalibaf’ı Cumhurbaşkanlığına giden yolda geri plana itip Hamaney’in gözünden düşürebilecek bir ihtimal olarak görülmüş olsa da Kalibaf yüksek düzeyde halk desteği alan bir aday olarak göze çarpmaktaydı. Dış politikada denge siyaseti izleyeceğini vurgulayan Kalibaf Türkiye-İran ilişkilerine de ayrı bir önem veren bir Cumhurbaşkanı adayı portresi çizmekteydi.

 

Cumhurbaşkanı adayı olarak Ali Ekber Velayeti

Ali Ekber Velayeti de Cumhurbaşkanlığı’nın güçlü adaylarından biri olarak görünmekteydi. Velayeti’yi öne çıkaran özellik kendisinin Hamaney’in dış politika danışmanı olmasıydı. Ayrıca 1981-97 yılları arasında Dışişleri Bakanlığı yapmış deneyimli bir siyasetçi ve Konsey tarafından aday gösterilebilecek kadar güvenilen bir adaydı. Seçimler öncesinde Velayeti’nin kendisi kulislerde Hamaney’in desteklediği en güçlü adaylardan biri olarak ön plana çıkmaktaydı. Bütün bunlara ek olarak Velayeti’nin karanlık bir tarafı onu İsrail’in hedefine koymaktaydı. Söylentilere göre 1994 yılında Arjantin’in Buenos Aires kentindeki bir Yahudi topluluğu merkezinin bombalanması ve 85 kişinin ölmesine sebep olan saldırının planlayıcıları arasında Velayeti’nin de adı geçmekteydi. Hatta Arjantin, Rafsancani ve Velayeti’nin de içinde bulunduğu sekiz kişi hakkında tutuklama emri çıkartmış fakat bu emir Interpol tarafından iptal edilmişti. Bu özellik İran içerisinde Velayeti’yi popüler hale getirmekte ve İsrail tarafında da oldukça rahatsızlık yaratmaktaydı.

 

Velayeti, İran’ın Suriye politikasında daha da aktif olmasını isteyen oldukça şahin bir yaklaşıma sahip bir siyasetçi olarak bilinmektedir. Kendisinin geçtiğimiz Ocak ayında “Suriye’ye saldırmak İran’a ve müttefiklerine saldırmak anlamına gelir” açıklaması bunun bariz örneklerinden biri. Ayrıca kendisi İsrail’e karşı da çok keskin politikalar savunmakta. Bunların yanısıra Velayeti’nin mütemadiyen yaptığı açıklamalarda İran’ın bölgedeki en etkili devlet olduğunu vurgulaması ve hatta dünyada İran kadar etki değeri yüksek başka bir ülke olmadığını gündeme getirmesi kendisinin Cumhurbaşkanı olması durumunda bölgeyi nasıl bir geleceğin beklediğinin işaretlerini vermekteydi.

 

Seçimler öncesindeki 8 aday arasından Hasan Ruhani ve Muhammed Rıza Arif liberal ve ılımlı eğilime sahip adaylar olarak değerlendirilmekteydi ve bu iki aday dışındaki adaylardan herhangi birinin seçilmesi durumunda 14 Haziran sonrası İran dış politikasında çok büyük değişiklikler olması beklenmiyordu. Genel kanı Ruhani ve Arif’in seçilmesi durumunda bile dış politikada son sözü söyleyen Hamaney olduğu için İran belirli bir çizgiyi korumaya devam edecektir yönündeydi.

 

Fakat Ruhani’nin seçimleri kazanmakla yapmış olduğu sürpriz tüm beklentileri değiştirmiş ve 2009 seçimlerinde Musavi’yi destekleyenleri de yanına alan Ruhani ilk turda oyların % 50’den fazlasını alarak İran’ın yeni Cumhurbaşkanı olmuştur. Bu gelişme neticesinde İran’ın geleceği ile ilgili tüm projeksiyonlarda revizyon yapmak ve yeni dönemde Orta Doğu’nun farklı gelişmelere gebe olduğunu hesaba katmak gerekiyor. Çünkü Ruhani seçilir seçilmez yaptığı açıklamada “aşırılık değil ılımlılık ve adalet yolu izleyeceğini” söylemiş ve İran’ın bozulan ekonomisini düzeltmeye yardımcı olmak için dünya ülkeleri ile karşılıklı yapıcı ilişkileri yeniden kurma sözü vermiştir. Ruhani, hukuk üzerine Glasgow Caledonian Üniversitesi’nde yüksek lisans derecesine sahip bir din adamı ve Cumhurbaşkanı adayları arasındaki en ılımlı ve reform yanlısı aday olarak bilinse de şunu unutmamak gerekir ki seçimler öncesinde belirlenen 8 aday da Anayasa Koruyucular Konseyi tarafından belirlenmişlerdi. Bu da demektir ki ne kadar ılımlı olurlarsa olsunlar var olan muhafazakar yapının dışında hareket etmeleri pek olası değil. Ama yine de Ahmedinejad’ın İran ekonomisini uçuruma sürüklediğine, dış dünya ile ilişkilerinin bozulmasına neden olduğuna vurgu yapması ve uluslararası yaptırımların kaldırılması için çalışmalar yapacağı vaadinde bulunması hem İran halkı için hem de bölge için oldukça umut verici. Umulan ve ihtiyaç olunan görevde bulunduğu sürede Ruhani’nin yumuşak ve birleştirici bir söylem ile bölge devletleri ile uzlaşma yoluna gitmesidir.