Karadeniz’de Siber Caydırıcılık: Yeni Bir Mücadele mi, Yoksa Uzlaşma mı?

(14.02.2016)
 

 

Prof. Dr. Hayati AKTAŞ

Arş. Gör Vahit GÜNTAY

Karadeniz Teknik Üniversitesi

 

Soğuk Savaş döneminde iki kutup arasında gerginlik alanı olan Karadeniz, ilk önce Varşova Paktı’nın dağılması, ardından da Sovyetler Birliği’nin çökmesi ile birlikte altı ülkenin kıyıdaş olduğu bir deniz haline gelmiştir. Bu çok taraflılık, bir yandan Karadeniz’deki uluslararası ilişkilere yeni bir boyut kazandırırken, diğer yandan kargaşa ortamının yaşanmasına sebep olmuştur. Diğer taraftan, taraflar arasındaki farklı çıkarlara rağmen bu durum, Karadeniz Havzası’ndaki kıyı ülkeler için üst düzey bir kriz durumunu ortaya çıkarmamaktadır. Ancak her şeyin yolunda olduğu bir ortamı da bizlere sunmamaktadır. Yine de Havza, jeostratejik potansiyeli ve Akdeniz’e yakınlığı ile birlikte Asya ve Orta Doğu için Batılı devletlerin ilgisini çekmektedir.

 

Karadeniz ve Hazar Bölgeleri’nin stratejik bir ilgi alanı olarak karşımıza çıkma durumu, karışık bir yapıya sahip ekonomik göstergeler üzerine kuruludur. Uluslararası güvenlik politikaları ve iç politikaların yönelimi, bölge ülkelerinin ve çok uluslu şirketlerin ekonomik ilgisi ve çıkarları Hazar çevresindeki enerji kaynaklarıyla “Büyük Oyun”a dönüşmektedir. Bu anlamda her bir ülke zaman zaman da olsa kendi dış politika önceliğini, bölge dengelerine göre farklılaştırabilmektedir.

 

Konuya bölgesel güvenlik anlamında yaklaşıldığında, Karadeniz’de oluşturulabilecek ittifak arayışları veya yakınlaşmalar oldukça zayıf bir temel üzerine kurulmaktadır. Yakın bir zamanda “Karadeniz İşbirliği Teşkilatı” örneğinde de görüldüğü gibi; bölgesel, siyasal ve ekonomik olarak bir yakınlaşma durumu, bireysel çıkarlar gündemde olduğu zaman yerini çatışma ortamına dönüştürebilmektedir. Karadeniz’deki enerji kaynaklarının ve koridorlarının hayati öneme sahip olması bunun en önemli sebepleri arasındadır. Rusya ile Gürcistan arasında yaşanan çekişme, Rusya’nın Batı ile yaşadığı sıkıntılar, Ukrayna Krizi ve Türkiye’nin önemli bir aktör olduğu bu bölgedeki çıkar savaşı yaşanılan problemlerden bazılarıdır ve istikrarı da olumsuz yönde etkilemektedir. Avrupa Birliği ve NATO’nun ilgisi, bölge düzeyinde önemi ve varlığı gözden kaçırılmaması gereken önemli konulardan bir diğeridir.

 

Diğer taraftan bölgede uzun süredir yaşanan sınır çekişmeleri, insani ve ekonomik boyutta bazı kalıcı sorunları beraberinde getirebilir niteliktedir. Dağlık Karabağ Sorunu, Gürcistan’daki yerel sorunlar ve sınır güvenliği, Ukrayna’nın bölgedeki Rusya ile olan çekişmesi, Rusya’nın her fırsatta Sovyetlere duyduğu özlem nedeni ile bölgeye müdahale etmesi ve Avrupa’nın genel olarak Rusya ile olan çekişmesi uzun vadeli sorunlar ortaya çıkarmaktadır. En önemli sorunlardan birisi de, bu türden çatışmaların psikolojik olarak kalıcı izler bırakmasıdır.

 

Yaşanan sıcak çatışmaların yıpratıcı bir hale geldiği de düşünülürse, Karadeniz güvenliği açısından Rusya’nın da ilgi alanını oluşturan siber saldırılar ve bunların etkisi önemli bir çatışma alanını ortaya çıkarmıştır. Saldırı ve savunma unsurları karşısında, Türkiye de dâhil olmak üzere birçok ülke tatbikatlar yapmakta ve oluşturulan birimlerle süreci takip etmektedir. Bunun altında yatan en önemli sebeplerden birisi de sahip olunacak bilgiler, yavaşlayan ve zarar gören kritik altyapılar ile sekteye uğrayan devlet mekanizmalarının işleyiş şeklidir.

 

Siber güvenlik dünyası açısından, tehditlerin büyük kısmı birden fazla değişkenle meydana gelmektedir ve tehdidin çok boyutluluğu, savunma içinde benzer bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır. Hamlelerin gizliliği yanında, gelişmiş ağ güvenlik çözümleri ile ortaklıkların kurulmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Karadeniz ülkeleri bağlamında, gizliliğin yanında saldırı odaklı ve enformasyon kaynaklarının çökertilmesi amaçlı saldırılar daha sık görülmekte ve ülkeler bu konuda daha bireysel politikalar izlemektedir. Bu gelişmeler ışığında, siber anlamda terörizm boyutuna varan saldırıların, Karadeniz’de çıkar ve caydırma amaçlı olduğu göze çarpmaktadır. Bunun altında yatan sebeplerden en önemlisi, bu konuda oluşturulabilecek siber bir ittifakın kısa ve uzun vadede nasıl sonuçlar ortaya çıkaracağıdır.

 

Güvenlik sağlanması adına kurulan ittifaklar, büyük ölçüde hem ittifak üyelerinin ortak çıkar kesişmesini hem de karşı tarafın riskini benzer biçimde algılanmasını gerektirmektedir. Dolayısıyla, birbirleri ile etkileşim halinde olan askeri, ekonomik ve jeostratejik faktörlerin tümü hem biz hem de öteki kavramına göre düzenlenmektedir. Siber anlamda oluşturulacak ittifakta, özellikle Karadeniz bağlamında kimin çıkarlarının ön planda olacağı konusunda sorunlar baş gösterecektir.

 

Bölgesellikle güvenlik arasındaki bir başka bağlantı, yerel çatışmaların bölgesel sonuçları ile ilgilidir. Bunlar güvenlik yapısının tabiatına ve çeşitli güvenlik problemlerinin belirli bölgelerde yatay ve dikey ilişkili olmasına bağlıdır ve bunun oranları değişken olabilir. Karadeniz siber güvenliği açısından düşünüldüğünde bölgesellik derecesi, amaca uygun şekilde değiştirilebilmektedir. Örneğin bir bölgedeki güvenlik işbirliği istikrarın gelişmesine yol açabilmektedir. Fakat siber anlamda devletlerin birbirlerine karşı uyguladığı baskı, bir kuşkuyu da hep beraberinde getirecektir.

 

Örnek bir olay olarak Gürcistan’a 2008 yılında gerçekleştirilen saldırılarda, siber savaşın dünya gündeminde kinetik bir savaş ile birlikte anılmasının sebebi kara saldırısı ile eşzamanlı olarak ortaya çıkmasıdır. Siber saldırıların hedefi göz önüne alındığında, yine Estonya saldırıları gibi benzer hedeflerin seçildiği görülmektedir ve amaçlanan süreç yıpratmaya dayalı olarak karşımıza çıkmaktadır. Karadeniz bağlamında bu atakların devletlerarasındaki samimiyeti zedelediği ve ülkelerin birbirlerine hep bir şüpheyle yaklaşmalarına sebep olduğu gözlenmektedir. Rusya’nın Estonya’ya ve Gürcistan’a yaptığı siber saldırılar, diğer devletleri arka planda tedirgin etmiş, bölgesel işbirliği adımlarını zedelemiştir.

 

2007 yılında Estonya saldırısı ile başlayan süreçte, uluslararası güvenlik algılarının paradigma boyutunda kayma yaşanacağı tahmin edilememiştir. Aslında tamamen bilgi üstünlüğünün bir sonucu olarak gelişen ve önceleri destek aracı iken; zaman içinde ana muharip unsuru haline dönüşen siber güç, klasik güvenlik algısı ve stratejilerinde geriye dönülmez dönüşümlere bölgesel olarak da sebep olmuştur. Savaş öncesinde ve esnasında yaşanan siber saldırılar ile Rusya, Gürcistan harekâtında olduğu gibi psikolojik bir üstünlük sağlamıştır.

 

Siber güvenliğin sağlanması açısından bu türden olaylar, Karadeniz ülkelerinin tümünü harekete geçirmiştir. Ülkeler siber güvenliğin temelleri bağlamında siber alanda istihbarat operasyonları yapabilme ve bu tür operasyonlara karşı koyabilme becerisini geliştirme yollarını aramaya başlamıştır. Siber güvenlikte kriz yönetimi ve kritik altyapıların korunması hususunda bölge ülkeleri ciddi atılımlar gerçekleştirmiştir. Siber diplomasi masalarının oluşturulması ve bu bağlamda çalışmaların hızlandırılması; bölge ülkeleri açısından hız kazanmıştır. Türkiye ölçeğinde de birimler kurulmuş ve siber tatbikatlar gerçekleştirilmiştir. Sadece ülkeler ölçeğinde değil; makro düzeyde NATO ve AB gibi kuruluşların da siber güvenlik stratejileri ürettiği gözlenmektedir.

 

Nihai olarak uluslararası sistem yeni teknolojik gelişmelerle birlikte güvenlik anlamında evrimini sürdürecektir. Güvenlik olarak bu türden gelişmeler iki yönlü bir değişimi beraberinde getirecektir. Bunlardan ilki nükleer ve konvansiyonel silahların sahip oldukları kalitenin ve etkinin gelişimidir. Gelişen imkânlarla birlikte bu tür silahların etki alanı ve düzeyi, caydırıcılık rolü uzun bir dönemde yine en üst seviyede sınırları zorlayacak ve devletleri karşı karşıya getirecektir. İkinci değişim ise siber anlamda yaşanacak olan çekişmelerdir. Bilgiye erişim ve bu bilginin karşı bir güç olarak tekrar kullanılması, devletlerin yönetimsel ve askeri anlamda sistemleri üzerinde olan etkisini ve önemini daha da artıracaktır. Öyle ki bu düzeyin etki olarak nükleer ve konvansiyonel caydırıcılık düzeyine ulaşması bile beklenebilir.

 

Uluslararası güvenliğin oluşturulmasında ve devam ettirilmesinde en önemli unsurlardan biri de başta devletler olmak üzere uluslararası aktörler arasındaki samimiyettir. Siber saldırıların kim tarafından yapıldığı konusundaki kirlilik bu türden gelişmeler sonrasında söylenti ve komplolarla birlikte samimiyet ortamını zedeleyici bir duruma dönüşmektedir. Devletler açık veya kapalı şekilde siber saldırıları desteklemekte veya bizzat uygulamaktadır. Siber saldırılar sonrası bu türden gelişmeler suçlamalarla birlikte güven ortamını zedelemektedir. Bunun en önemli nedenlerinden biri de yakın coğrafyada karşılıklı ilişkilerin bozulmaması yönündeki istektir.

 

Karadeniz perspektifinden bakıldığında, yaşanan gelişmeler göstermiştir ki siber anlamda müdahaleler caydırıcılık bakımından önemli bir yere sahiptir. Rusya bu konuda üstünlüğünü korurken diğer çevre ülkeler bu konuda birimler oluşturmayı ve dış politika stratejileri üretmeyi kendine görev edinmeye başlamıştır. Bunun en önemli sebebi bilginin önemi ve çoğu zaman sahip olunan bilgilerin gizli kalması gerektiğidir. İnternet ve kritik altyapılarına yönelik saldırılar ve müdahaleler bu doğrultuda ayrı bir önem kazanmaktadır. Devletler basit ve maliyetsiz siber saldırılarla birbirlerini maddi yönde zarara uğratmakta ve psikolojik olarak baskı altına almaktadır.