Doğu Akdeniz’de Jeopolitik Kararlılığıyla Türkiye ve KKTC

(26.09.2019)
 

 

Hikmet EREN
EkoAvrasya Yönetim Kurulu Başkanı
 
Akdeniz, Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının kesiştiği, Cebelitarık’tan Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz’e doğru uzanan büyük stratejik öneme sahip bir iç deniz olarak, Batı Akdeniz ve Doğu Akdeniz olarak iki havzadan oluşan, tarih boyunca kara ve deniz yoluyla dünya ticaretini kontrol altına almak isteyen güçlerin egemen olmak istediği bölgede yer almaktadır. Tarihte Doğunun zengin potansiyelini Batıya taşıma açısından öncelikle Doğu Akdeniz hakimiyeti stratejik önem arz etmekteydi. İtalya, Slovenya, Hırvatistan, Bosna- Hersek, Karadağ, Arnavutluk, Yunanistan, Türkiye, Suriye, Lübnan, İsrail, Filistin, Mısır, Libya ve Tunus kıyıları ile çevrili olan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin kıyılarının yer aldığı Doğu Akdeniz’in bölge ülkeleri ve küresel güçlerin odak noktası olarak, keşfedilen doğal gaz ve petrol yataklarıyla bu stratejik önemi daha da artmıştır.
 
Süveyş Kanalı, Cebelitarık ve Çanakkale Boğazları ile Kafkasya’dan Orta Doğu’ya ve Balkanlar’a dek enerji, ulaşım ve dağıtım koridorunun merkezinde bulunarak ve aynı zamanda hem askeri hem de ticari noktada olmasından kaynaklanan üzerindeki güç gösterileriyle, bölgede keşfedilen enerji yataklarıyla beraber buradaki jeopolitik mücadele tekrar alevlenerek, devletlerin münhasır ekonomik bölgelerinin birbiri ile çakışmasından dolayı bölgedeki yetki alanı uyuşmazlıkları da son dönemin en sıcak konusu haline gelmiştir.
 
Bu hususta enerji yataklarının hangi ülkenin deniz yetki alanında bulunduğu önem arz etmektedir. Deniz yetki sınırları ülkelerin münhasır ekonomik bölge sınırlarının tespit edilmesine dayanmaktadır. Münhasır Ekonomik Bölge bir devletin karasularının bitiş noktasından itibaren 200 mil kadar uzanan deniz alanıdır. Bu alan su tabakası, deniz yatağı ve deniz yatağının toprak altında kalan kısmını kapsayarak, kıyı devletine bu alanda çeşitli kullanım amaçları için yetkiler tanımaktadır. Böylece kıyı devletleri bölgesinde doğal kaynaklar üzerinde arama, işletme, koruma ve düzenleme yetkilerini bulundurabilmektedir. Kıyıdaş ülkelerden açık denize doğru 200 millik mesafe, diğer kıyıdaş ülkenin 200 millik mesafesiyle çakışıyorsa, ülkelerin ortaklaşa bir çözüme ulaşmaları gerekmektedir.
 
Kıbrıs, Doğu Akdeniz’de deniz ve hava ticaret yolları üzerinde bulunması, bölge civarını kontrol etmesi ve etrafındaki olası enerji yataklarının mevcudiyeti ve keşfi açısından büyük stratejik önem taşıyan bir ada olarak bu husus bağlamında çok önemli konuma sahiptir. Kıbrıs adasında Güney Kıbrıs Rum Kesimi (GKRK)’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)’ni bir devlet olarak tanımaması ve adanın tamamını temsil eder girişimleri ve eylemleri, çakışan Münhasır Ekonomik Bölge (MEB)’leri tek taraflı sahiplenmeye yönelimi ve kıta sahanlığı ihlalleri uluslararası hukuka aykırı olması ile Münhasır Ekonomik Bölgelerde haklı payı olan hem KKTC’yi hem de Doğu Akdeniz’in kuzeyinde tamamen kıyı hattına sahip olan Türkiye’yi rahatsız etmekte ve bölgedeki uyuşmazlıklar konusunu sıcak tutmaktadır.
 
Doğu Akdeniz’de ülkelerin uzlaşabildikleri bir MEB anlaşması yoktur. Bazı ülkeler arasında ki anlaşmaları ise Türkiye kabul etmemektedir. GKRK, KKTC ve Türkiye’yi görmezden gelerek, çakışan MEB’deki rezervleri tek taraflı olarak kullanmaya çalışmakta, sahaları uluslararası şirketlere açmaktadır. MEB sayılan bölgelerde ülkeler eşit haklara sahip olmaları gerekirken, adanın civarında Türkiye ve KKTC’nin hidrokarbon arama faaliyetleri yürütmesi haksız sorunların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Oysaki ortak alanlarda faaliyet sürdürme ve keşiflerde bulunan kaynaklar tüm bölge halkına aittir.
 
Hak sahibi olduğu alanlarda kaynak arama ve sondaj çalışmaları yürütmek üzere Türkiye’nin Fatih ile Yavuz Sondaj Gemilerini ve Barbaros Hayreddin Paşa ile Oruç Reis Sismik Arama Gemilerini Kıbrıs açıklarına göndermesi ve KKTC’nin ruhsat verdiği bölgelerde aramalarına başlayarak sondaj çalışmalarını sürdürmesi, GKRK ile beraber Yunanistan, İsrail, Mısır, ABD ve Avrupa Birliği’nin tepkisine neden olmuştur. GKRK ve Yunanistan, Türkiye’nin yürüttüğü haklı faaliyetlerini, Kıbrıs’ın yani tekellerinde tutmaya çalıştıkları münhasır ekonomik bölgenin ihlâli olduğunu savunmaktadırlar.
 
Tüm bunlara karşın, Doğu Akdeniz'deki enerji eksenli küresel jeopolitik mücadelede kararlılığıyla faaliyetlerine devam eden Türkiye Cumhuriyeti’nin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, bölgedeki sondaj çalışmalarını yerinde incelemek üzere KKTC’de bulunarak KKTC Başbakanı Ersin Tatar ve KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanı Hasan Taçoy ile bir araya gelerek yaptığı basın açıklamalarında, Doğu Akdeniz'deki kaynakların araştırılmasında ivme yakalandığı hususuna ve Kıbrıs'ta oldu bittiye göz yumulmayacağını vurgu yaparak, uluslararası hukuktan kaynaklı arama ve sondaj faaliyetlerinin yapılmasına devam edileceği ve kaynakların adil şekilde paylaşımının masaya yatırabileceğini belirtmiştir.
 
Görüşmelerde KKTC Başbakanı Ersin Tatar da Türkiye'nin kararlı duruşunun Doğu Akdeniz'de hak ve çıkarların korunması açısından önemli olduğunu belirterek, Türkiye tarafından Kıbrıs Türklerinin de haklarının savunulması münasebeti ve başarılı çalışmalardan dolayı teşekkür ederek, hem Türkiye’nin hem de KKTC’nin bu kaynaklardan hak paylarını almaları gerektiğini vurgulamıştır.
 
Doğu Akdeniz’deki enerji miktarı için Mısır-Zohr yatağında 800 milyar metreküp, İsrail-Tamar yatağında 320 milyar metreküp, Leviathan yatağında 600 milyar metreküp, Kıbrıs-Afrodit yatağında 130 milyar metreküp, Kalipso yatağında ise 200 milyar metreküp civarında doğalgaz bulduğunu ilan edilmiştir. Doğalgaz petrol arama çalışmaları devam ederken bu miktarlar küreselde az gözükse dahi bölge için ve hak sahibi devletler için  ölçeğiyle büyük önem arz etmektedir. 
 
Tüm bu sıcak gelişmeler sürecinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs mesajında Doğu Akdeniz'deki gaz ve petrol aramalarına yönelik sondaj faaliyetleri ile ilgili olarak Kıbrıs adasının ve bölgenin zenginliklerinin sadece kendilerine ait olduğunu zannedenlerin karşılarında Türkiye ve KKTC'nin kararlılığının olacağı, Türkiye’nin her hâlükârda Kıbrıs Türkü’nün refahının, güvenliğinin ve geleceğinin garantisi olmaya devam edeceğini vurgulayan sözleri gerek bölgede gerekse küreselde büyük ses getirmiştir.
 
Kendisine ait iki adet sondaj gemisi ve iki adet sismik araştırma gemisiyle Türkiye, KKTC ile Doğu Akdeniz’deki uluslararası haklarını savunmada ve elde etmede yetkin kadrolarıyla ekonomik, hukuki ve diplomatik olarak sonuna kadar faaliyetlerine devam edeceklerinin kararlılığını uluslararası arenada göstermektedir. İlerleyen süreçte yaşanılacak gelişmelerde uluslararası hukuka uygun olarak devletlerin faaliyetlerini sürdürmeleri ve haklı paylarını almaları Türkiye ve KKTC’nin en önemli temennilerindendir.