Paris İklim Anlaşması

(25.01.2021)
 

Prof. Dr. Erdal Tanas Karagöl

 

Biden’ın göreve gelir gelmez imzaladığı ilk kararnamelerden biri, ABD’nin Paris İklim anlaşmasına tekrar dönmesi oldu. Hatırlarsanız, Trump da 2016 yılında başkan seçildiğinde Paris İklim Anlaşması’ndan çekileceğini açıklamıştı. Bu anlaşmadan çıkmanın prosedürleri nedeniyle ABD, 2020’de anlaşmaya imza atan 197 ülke arasından çekilen ilk ve tek ülke oldu.

 

Peki hem Trump hem de Biden için bu kadar önemli olan Paris İklim Anlaşması neyi ifade ediyor?

 

PARİS İKLİM ANLAŞMASI

Çevre ve kalkınma ilişkisi yani çevreye duyarlı sürdürülebilir kalkınma, son yıllarda gündemden düşmeyen önemli konuların başında gelmektedir. Sürdürülebilir kalkınma için 2016 yılında Türkiye’nin de içinde bulunduğu 175 ülke tarafından Paris İklim Anlaşması imzalanmıştı.

 

Aslında Paris İklim Anlaşması hem gelişmekte olan hem de gelişmiş yani tüm ülkeleri kapsayan ve ülkelerdeki emisyonu azaltmayı amaçlayan bir anlaşma. Ancak bağlayıcılığı da olmayan bir anlaşma.

 

Bu anlaşma kapsamında çevreye verilen zararların yani emisyonların azaltılması için özellikle fosil yakıt (petrol, kömür) kullanımı zamanla azaltılarak, çevre ile uyumlu yeşil enerjiye başta da yenilenebilir enerjiye geçiş hedeflenmektedir. Dolayısıyla enerji tüketiminde yenilenebilir enerjinin payının artırılması teşvik edilmektedir.

 

PARİS İKLİM ANLAŞMASI’NIN AVANTAJI VE DEZAVANTAJI

Bu anlaşmanın tüm ülkelerin temiz enerjiye geçişi için önemli bir yol gösterici olması beklenmektedir. Dolayısıyla, enerji arz güvenliğinin sağlanmasında, enerji politikalarında ve enerji yatırım kararlarında bu anlaşmanın ruhuna uygun davranmayı zorunlu kılıyor.

 

Önümüzdeki süreçte özellikle yenilenebilir enerjinin toplam enerji tüketimindeki payının artacağı bir dönem olacağı öngörülmektedir. Yani fosil enerji kaynaklarından yenilenebilir enerji kaynaklarına doğru bir değişim ve dönüşüm zorunlu kılınıyor.

 

Ancak bu değişim ve dönüşüm Trump’ın da sıklıkla ifade ettiği gibi, üretim, istihdamı azalttığı ve fosil yakıtların üretimini engelleyeceği için hayata geçirilmemesi konusu, büyük fosil yakıt üreticilerini de cesaretlendiriyor.

 

Zaten, Suudi Arabistan, Rusya ve ABD gibi dünyanın en büyük petrol üreticilerinin petrol üretimlerini azaltmaları gerekirken bu ülkelerin fosil yakıt üretimlerini artırmaları, emisyon azaltma sürecinin kolay olmayacağının da habercisi.

 

Diğer yandan, gelişmiş ülkeler ekonomik kalkınmalarını tamamladıkları için çevreye verdikleri zararların maliyetini gelişmekte olan ve fakir ülkelere bırakıyorlar. Yerli fosil kaynaklar ile ekonomilerinin kalkınmasını sağlayan birçok fakir veya gelişmekte olan ülkeler için de kendi kaynaklarından vazgeçme nedeniyle bir mağduriyet oluşturduğu açıktır.

 

Bu nedenle fakir ve gelişmekte olan ülkelere fosil kaynaklardan vazgeçme karşılığında yeterli kaynağın ayrılması önemli.

 

TÜRKİYE PARİS İKLİM ANLAŞMASI’NA TARAF MI?

Türkiye’nin 2016 yılında imzaladığı bu anlaşma TBMM’de onaylanmadığı için Türkiye bu anlaşmaya henüz taraf değil. Aslında, geçen bu süre içinde Türkiye’nin özellikle enerji arz güvenliğini sağlamak, yerli kaynakları hayata geçirmek ve öngörülebilir bir piyasa oluşturmak amacıyla hayata geçirdiği Milli Enerji ve Maden Politikası özellikle yerli kaynakların ekonomiye kazandırılması açısından önemli bir dönem oldu.

 

Diğer yandan Paris İklim Anlaşması kapsamında Türkiye’ye, küresel ısınmaya neden olan emisyon azaltımı ve enerji güvenliğinde yenilenebilir enerjinin payının artırılması için gerekli olan yatırımların finansmanı için de gerekli kaynağın sağlanması gerekiyor.

 

Bu adımlar Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’na katılımını daha da hızlandıracaktır.