İsrail’de Muhalefetin Birleşmesi Ne Anlama Geliyor?

Beyachad ittifakı, Netanyahu için sadece siyasi bir rakip değil, yolsuzluk davaları, yargı reformu tartışmaları ve 7 Ekim güvenlik zafiyetinin hesabının sorulacağı bir hesaplaşma masası anlamına geliyor. İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tuğçe Ersoy Ceylan, İsrail’de muhalefetin birleşmesinin siyasi dengeler açısından ne ifade ettiğini kaleme aldı.

İsrail siyaseti, tarihinin en türbülanslı ve varoluşsal dönemlerinden birinden geçerken Naftali Bennett ve Yair Lapid’in 26 Nisan’da ilan ettikleri yeni siyasi oluşum “Beyachad” (birlikte) şaşkınlık yaratmış gibi görünse de beklenmedik bir hamle değildi. 2021-2022 dönemindeki Değişim Hükümeti tecrübesinden süzülen bu ittifak, bu kez sadece bir liderlik değişimi değil, devletin sarsılan toplumsal sözleşmesinin yeniden inşası olarak okunuyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve sağ blokun bu hamleye tepkisi, beklendiği gibi sert oldu, Beyachad’ı “İran karşısında diz çökecek zayıf bir sol koalisyon” olarak yaftaladılar. Beyachad ittifakı, Netanyahu için sadece siyasi bir rakip değil, yolsuzluk davaları, yargı reformu tartışmaları ve 7 Ekim güvenlik zafiyetinin hesabının sorulacağı bir hesaplaşma masası anlamına geliyor. Hükümetin temel stratejisi Bennett’in sağcı kimliğini aşındırarak onu solun “stepnesi” olarak göstermek üzerine kurulu.

Muhalefetin birleşmesi: Pragmatizm mi, zaruret mi?

Bennett ve Lapid’in ideolojik olarak zıt kutuplarda olmalarına rağmen buluşmaları, seçmene verilen ideolojiyi değil, devleti kurtarma mesajıdır. Esasında bu birleşme, İsrail siyasetindeki geleneksel sağ-sol ayrımının yerini Netanyahu yanlıları ve kurumsal restorasyon isteyenler arasındaki keskin bir kutuplaşmaya bıraktığının tescilidir.

Ekim 2026’da yapılması beklenen seçimler için kurulan bu blok, İsrail Savaş Kabinesi üyesi ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot gibi askeri figürleri de bünyesine katarak güvenlik kartını Netanyahu’nun elinden almayı hedefliyor. Öte yandan bu birleşmenin seçimlerden iktidar olarak çıkma başarısının Arap partilerle yapılacak bir ittifaktan geçtiği yorumları da hem seçmen nezdinde tartışmalı hem de Netanyahu’nun bu birleşmeyi aşındırmak adına elindeki en büyük kozlardan biri olarak görülüyor.

İsrail toplumunu radikal bir değişime ikna etmek için solun idealizmi yetmez, sağın meşruiyeti ve güvenlik sertifikası gerekir. İsrail’in Başbakanlarından Menahem Begin’in 1978’de bir revizyonist siyonist olarak Camp David’de Enver Sedat ile el sıkışıp Sina’yı iade etmesi bunun en somut örneğidir. Halk bu örnekte “Sağcı bir lider taviz veriyorsa mutlaka bir bildiği vardır” algısına sahipti. Bennett de bugün yüksek teknoloji dünyasının sorun çözücü mantığıyla ideolojisinden vazgeçmeden Beginvari bir pragmatizmle “Devletin bekası için rasyonel olanı yapıyorum” mesajını vermek istiyor olabilir. Dolayısıyla bu sağcı refleksin bir yansıması olarak, bu tabloda Arap partileri sivil bir paydaştan, bir vizyon ortağından ziyade araçsal bir paydaş olarak konumlandırılacaktır.

Bennett’in Beginvari’ye benzer bir büyük hamle yapıp yapamayacağı, biraz da Netanyahu sonrası oluşacak boşluğu nasıl doldurmak istediğiyle ilgili. Bennett, Netanyahu’nun temsil ettiği siyaset tarzının artık İsrail’in kurumsal yapısını (yargı, ordu, dışişleri) felç ettiğini gördü. Bu açıdan kendi ideolojisini yaşatabileceği işleyen bir devlet mekanizmasını yeniden kurmayı hedefliyor olabilir. Son tahlilde Bennett’in siyasi DNA’sında yerleşimci hareketinin (Yesha Konseyi) liderliği var ve bu kimlik birleşmenin en büyük kozu. Çünkü Lapid gibi seküler-liberal bir figürün sağ seçmeni ikna etme şansı yok. Dolayısıyla Bennett, yerleşimci geçmişini bir güven belgesi olarak masaya koyup stratejik bir rasyonalizasyon yapıyor. Netanyahu’nun iddia ettiği gibi ideolojik bir feragata şahit olmuyoruz. Diğer bir deyişle Bennett, yangın evin her yerini sarmışken, evin hangi odasında oturacağının kavgasını yapmayı bırakıp önce yangını söndürmeye odaklanıyor. Ama yangın söndüğünde, yine yerleşimci ajandasına kaldığı yerden devam edeceği de bir gerçek.

Kamuoyunun tepkisi: Umut ve şüphe

Kamuoyu, Netanyahu’nun bölücü dilinden ve bitmek bilmeyen seçim döngülerinden yorulmuş olsa da 2021’deki kısa ömürlü koalisyonun hayal kırıklığını da unutmuş değil. Ultra Ortodoks (Haredi) kesimin askerlik muafiyeti ve ekonomik kriz seçmen önceliklerini belirlerken Beyachad, bu içsel krizleri çözme vaadiyle sadece anti-Netanyahu söylemine değil, normale dönüş vaadine odaklanıyor.

İsrail siyasetinin kalbindeki en büyük ikilem sürekli savaş hali ile demokratik değişim talebi arasındaki dengedir. Tarihsel olarak güvenlik krizleri İsrail’de sağ oyları tahkim ederdi. Ancak 7 Ekim ve sonrasındaki süreçte güvenliğin sağlanamamış olması, değişim ve normalleşme talebini bir güvenlik gereksinimi haline getirdi. Bennett-Lapid ikilisi, güvenliğin ancak iç toplumsal barış ve güçlü müttefiklik ilişkileriyle sağlanabileceğini savunuyor.

Savaş ve güvenlik yorgunu kamuoyu Netanyahu’nun sonunu getirecek mi?

Şimdiye kadar Netanyahu için sonun başlangıcı tabiri defalarca kullanıldı. Ancak Netanyahu, her seferinde siyasi manevra kabiliyetiyle ayakta kalmayı başardı. Fakat 2026 tablosunun farklı olduğunu gözlemliyoruz. İran ile savaş süreci ve Gazze’deki belirsiz durum, Netanyahu’nun en güçlü olduğu “Bay Güvenlik” imajını ciddi şekilde zedeledi. Öte yandan Likud içindeki çatlaklar ve koalisyon ortakları İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ile aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in aşırı talepleri, Netanyahu’yu kendi ittifakı içinde de köşeye sıkıştırıyor. Tüm bunlar göz önüne alındığında Beyachad’ın muhtemel başarısı, Netanyahu’nun siyasi kariyerinin nihai finali olabilir. Zira bu kez karşısında sadece bir rakip değil, toplumsal bir yorgunluk ve kurumların direnişi var.

Sonuç: Bir referandum olarak 2026

İsrail toplumu yaklaşık üç yıldan beri sürekli bir yüksek yoğunluklu kriz moduyla yaşıyor. Bu durum hem toplumsal dokuyu hem de devletin kurumsal rasyonalitesini ciddi anlamda erozyona uğratmış durumda. Netanyahu’nun krizden beslenen pragmatizmi artık sadece bir hayatta kalma stratejisine dönüştüğünden İsrail kamuoyu atılan adımları stratejik bir vizyondan ziyade günlük taktiksel manevralar olarak görme eğiliminde. Dolayısıyla Bennett-Lapid blokunun vadettiği restorasyon, kurumsal rasyonalite zeminine dönüş açısından bir oksijen alanı yaratabilir.

Bennett-Lapid ortaklığı, sadece konjonktürel bir seçim ittifakı değil, İsrail’de merkezin de yeniden tanımlanmasıdır. Artık İsrail siyasetinde merkez, solun liberal değerlerinden ziyade, Bennett gibi isimlerin temsil ettiği kurumsal ve rasyonel sağ üzerinden inşa ediliyor. Bu modelin başarısı, sağın kendi içinde verdiği “Popülizm mi, devletçilik mi?” kavgasının yansıması olarak tarihe geçecektir.

Doç. Dr. Tuğçe Ersoy Ceylan

İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Öğretim Üyesi

Son Yazılar