Bağımsızlığının 35. Yılında Türkmenistan-Türkiye Stratejik Ortaklığı: Kadim Mirastan Küresel Geleceğe  

Türkmenistan’ın 27 Ekim 1991 tarihinde bağımsızlığını kazanması, Orta Asya’nın siyasi haritasında yeni bir dönemin başlangıcı olarak Türk dünyasının tarihsel ve kültürel bağlarını modern uluslararası ilişkiler zemininde yeniden inşa etme fırsatını doğurmuştur. Türkiye Cumhuriyeti, Türkmenistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke olarak iki devlet arasındaki münasebetlerin harcını “Bir Millet, İki Devlet” şiarı ve sarsılmaz bir kardeşlik hukukuyla karmış; kurulacak ilişkinin niteliğine dair daha ilk günden bir irade beyanında bulunmuştur. Türkiye Cumhuriyeti, bu bağımsızlığı tanıyan ilk devlet olarak kurulacak ilişkinin niteliğine dair daha ilk günden bir irade beyanında bulundu.

Türkmenistan, bağımsızlığının 35. yılını, 2017’de yapılan anayasa değişikliğinin ardından 2018’den bu yana ulusal bayram olarak kutladığı 27 Eylül tarihinde idrak edecektir. Geride kalan otuz beş yıllık dönem, ikili ilişkilerin niteliksel olarak dönüştüğü bir olgunlaşma süreci olmuştur. Diplomatik temaslar protokol düzeyinden stratejik istişareye, ticari ilişkiler tekil müteahhitlik sözleşmelerinden bütüncül bir ekonomik ilişki ağına, kültürel yakınlık ise duygusal bir söylemden kurumsallaşmış bir kamu diplomasisine evrilmiştir. Bugün gelinen noktada ortaya çıkan tablo, konjonktürel bir iş birliğinin ötesinde; Hazar havzasının istikrarını, enerji arz güvenliğini ve Avrasya lojistiğini aynı anda ilgilendiren bölgesel bir denge unsurudur.

Tanınmanın kurucu değeri ve kurumsal zemin

Devletlerarası ilişkilerde tanınma sırasının sembolik ağırlığı, çoğu zaman imzalanan belgelerin sayısından daha kalıcı bir etki bırakır. Türkiye’nin Türkmenistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke olması ve Aşkabat’ta büyükelçilik açan ilk devlet olarak konumlanması, iki başkent arasındaki güvenin kurucu hafızasını oluşturmuştur. Bu hafıza, aradan geçen otuz beş yılda konjonktürel dalgalanmalardan bağımsız bir zemin işlevi görmüştür. İlişkinin kurumsal mimarisi de bu zemin üzerinde yükselmiştir. Devletlerarası Ekonomik İş Birliği Komisyonu mekanizması, iki ülke bürokrasilerini düzenli aralıklarla bir araya getirerek siyasi iradeyi teknik gündeme tercüme eden bir işleyiş kazanmıştır; komisyonun sekizinci dönem toplantısı Şubat 2025’te Ankara’da, dokuzuncu dönem toplantısı ise Nisan 2026’da Aşkabat’ta gerçekleştirilmiştir. Liderler düzeyindeki temaslar bu teknik zemine ivme kazandırmaktadır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Aralık 2025’te Aşkabat’ta düzenlenen Uluslararası Barış ve Güven Forumu vesilesiyle Türkmenistan Devlet Başkanı Serdar Berdimuhamedov ile gerçekleştirdiği görüşmede ticaret, enerji, savunma sanayii ve kültür alanlarındaki iş birliğinin ileriye taşınması yönündeki ortak irade teyit edilmiştir.

Daimi tarafsızlık ile Türk dünyası entegrasyonu arasındaki denge

Türkmenistan’ın dış politikasının omurgasını, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 12 Aralık 1995 tarihli kararıyla tanınan daimi tarafsızlık statüsü oluşturmaktadır. Türkmenistan, bu statüyü BM nezdinde elde eden ilk devlettir ve söz konusu ilke, Aşkabat’ın hem güvenlik doktrininin hem de diplomatik üslubunun belirleyicisi olmuştur. Tarafsızlığın 30. yılının Aralık 2025’te uluslararası katılımlı bir forumla kutlanması, bu ilkenin Türkmenistan açısından bir kimlik meselesi olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır.

Türkiye, bu özgün dış politika çizgisini başından itibaren destekleyen ülkelerin başında gelmiştir. Buradaki uyum, göründüğünden daha incelikli bir siyasi tercihe dayanmaktadır. Ankara, Türkmenistan’ı bölgesel inisiyatiflere dahil etmeye çalışırken tarafsızlık statüsünün getirdiği sınırları zorlamamış; Aşkabat da Türkiye’nin uluslararası platformlardaki tezlerine istikrarlı bir destek vermiştir. Türk dünyası entegrasyonu söz konusu olduğunda ortaya çıkan model, bu karşılıklı hassasiyetin ürünüdür. Nitekim Türkmenistan, Kasım 2021’deki İstanbul Zirvesi’nde Türk Devletleri Teşkilatına (TDT) gözlemci ülke sıfatıyla katılmıştır. Ekim 2025’teki Gebele Zirvesi’nde ise Türkmenistan’ın Türk Akademisi ile Türk Kültür ve Miras Vakfı nezdindeki gözlemci statüsü karara bağlanarak bu katılım kültürel kurumlar düzeyinde derinleştirilmiştir. Gözlemci statüsü, tarafsızlık ilkesiyle çok taraflı iş birliğini uzlaştıran pragmatik bir formül olarak işlemekte; Türkmenistan’ı Türk dünyasının ortak gündemine bağlarken uluslararası taahhütleriyle çelişmemesini sağlamaktadır. Bu model, Türk dünyasında entegrasyonun tek tip bir üyelik şablonuna indirgenmeden de derinleşebileceğini göstermesi bakımından dikkate değerdir.

Müteahhitlik, ticaret ve yatırım: Ortaklığın ekonomik omurgası

Stratejik ortaklığın en görünür boyutunu, Türk müteahhitlik sektörünün Türkmenistan’daki varlığı oluşturmaktadır. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın Haziran 2026’da Aşkabat’ta düzenlenen Dünya Türk İş Konseyi Toplantısı’nda paylaştığı verilere göre Türk firmaları, bağımsızlıktan bu yana Türkmenistan’da 56 milyar dolar değerinde bin 101 projeye imza atmıştır. Bu büyüklük, Türkmenistan’ı Rusya’nın ardından Türk müteahhitlerinin yurt dışındaki ikinci en büyük pazarı konumuna taşımaktadır.

Aşkabat Uluslararası Havalimanı, Türkmenbaşı Uluslararası Deniz Limanı, hastaneler, kamu binaları, otoyollar ve enerji santralleri bu iş birliğinin somut nişaneleridir. Söz konusu rakamların asıl anlamı ise ölçekten çok süreklilikte aranmalıdır: Türk firmaları, Türkmenistan’ın devlet inşası ve modernleşme sürecinin neredeyse her aşamasında sahada yer almıştır.

Ticari ilişkiler uzun süre bu müteahhitlik performansının gölgesinde kalmış, son yıllarda belirgin bir ivme kazanmıştır. Resmi verilere göre iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025’te 2,2 milyar dolar seviyesine ulaşmış; Türkiye’nin Türkmenistan’a ihracatı aynı yıl yaklaşık yüzde 19 artarak 1 milyar doları aşmıştır. Türkiye, Türkmenistan’ın yıllık ithalatından aldığı yaklaşık yüzde 19’luk payla tedarikçi ülkeler sıralamasında ikinci sırada bulunmaktadır. Demir-çelik ve metal ürünleri, makine, inşaat malzemeleri, tekstil, kimya ve tarım ürünleri öne çıkan kalemlerdir.

İki ülke liderlerince belirlenen 5 milyar dolarlık ticaret hedefi, mevcut hacmin iki katından fazlasına işaret etmektedir. Bu hedefe giden süreçte Aşkabat’ta düzenlenen Türkmenistan Türk İhraç Ürünleri Fuarı’nın on ikincisine Şubat 2026’da 87 Türk firmasının katılması ve 2025 yazında ilk kez Türkiye’de bir Türkmen ürünleri fuarının düzenlenmesi, ticaretin tek yönlü olmaktan çıkarak karşılıklılık kazandığının göstergesidir. Buna karşılık Türkiye’nin Türkmenistan’daki doğrudan yatırım stokunun 300 milyon dolar civarında kalması, ortaklığın müteahhitlik ve dış ticaretten kalıcı sermaye ortaklıklarına taşınması gerektiğine işaret etmektedir.

Enerji iş birliğinde mutabakattan uygulamaya geçiş

Dünyanın en büyük doğal gaz rezervlerine sahip ülkelerinden biri olan Türkmenistan ile giderek büyüyen bir enerji ticaret merkezi konumundaki Türkiye arasındaki iş birliği, uzun yıllar boyunca imzalanan mutabakat zabıtlarına rağmen sahaya yansıtılamamıştı. Bu tablo 2025’te değişmiştir.

Şubat 2025’te BOTAŞ ile Türkmengaz arasında imzalanan anlaşma çerçevesinde, 1 Mart 2025 itibarıyla Türkmen doğal gazı İran üzerinden takas (swap) yöntemiyle Türkiye’ye ulaştırılmaya başlanmıştır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca açıklanan başlangıç hacmi sınırlı olsa da -ilk aşamada yıl sonuna kadar yaklaşık 1,3 milyar metreküp- adımın stratejik ağırlığı büyüktür. Türkiye, yaklaşık yirmi yedi yıl aradan sonra ilk kez boru hattı yoluyla yeni bir tedarikçi ülkeden doğal gaz almaya başlamıştır. Bu adımın zamanlaması ayrıca anlamlıdır. Türkiye’nin İran ve Rusya ile mevcut uzun vadeli doğal gaz kontratlarının 2026 içinde sona erecek olması, Ankara’nın tedarik portföyünü çeşitlendirme arayışını hızlandırmıştır. Türkmen gazı bu denklemde hem bir alternatif kaynak hem de müzakere masasında bir denge unsuru işlevi görmektedir.

Nihai hedef, Hazar geçişli bir boru hattının hayata geçirilmesidir. Trans-Hazar projesi, gerçekleşmesi halinde Türkmen gazını transit ülkelere bağımlı olmaksızın Türkiye’ye ve Türkiye üzerinden Avrupa pazarlarına taşıyacaktır. Projenin önündeki engeller -Hazar’ın hukuki statüsüne ilişkin tartışmalar, çevresel itirazlar, finansman ihtiyacı ve bölgesel aktörlerin çekinceleri- hafife alınacak nitelikte değildir. Bununla birlikte takas mekanizmasının fiilen işlemeye başlaması, tarafların bu hedefi bir temenni olmaktan çıkararak aşamalı bir yol haritasına dönüştürdüğünü ortaya koymaktadır.

Orta Koridor ve ulaştırma bağlantısallığı

Küresel tedarik zincirlerinin güvenlik gerekçesiyle yeniden şekillendiği bir dönemde, Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridoru, Çin ile Avrupa arasındaki en gerçekçi alternatif güzergah haline gelmiştir. Türkmenistan bu koridorun doğu kapısında, Türkiye ise batı kapısında konumlanmaktadır.

Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattı, Türkmenbaşı Uluslararası Deniz Limanı ve Hazar’daki feribot bağlantıları koridorun fiziki altyapısını oluşturmaktadır. Bugün asıl mesele altyapının varlığı değil, işletme verimliliğidir. Gümrük prosedürlerinin uyumlaştırılması, dijital belge sistemleri, tarife öngörülebilirliği ve liman-demiryolu entegrasyonu bu başlığın somut gündem maddeleridir. Türkiye ile Türkmenistan’ın söz konusu teknik alanlarda göstereceği eş güdüm, koridorun taşıma sürelerini ve maliyetlerini; dolayısıyla iki ülkenin transit gelirlerinden aldığı payı doğrudan etkileyecektir.

Orta Koridor, aynı zamanda Türkmenistan’ın tarafsızlık temelli dış politikasıyla da uyumludur. Aşkabat’ı herhangi bir bloka bağlamaksızın küresel ekonomiye eklemleyen bir bağlantı modeli sunmakta; bu yönüyle enerji alanındaki iş birliğinin tamamlayıcısı olarak değerlendirilmelidir.

Eğitim, kültür ve toplumsal zemin

Devletlerarası ortaklıkların kalıcılığı, nihayetinde toplumlar arasındaki temasın niteliğine bağlıdır. Bu bakımdan ikili ilişkilerin insani boyutu, ekonomik göstergeler kadar belirleyicidir. Türkmen edebiyatının kurucu ismi Mahtumkulu Firaki, iki ülkenin kültür diplomasisinde birleştirici bir figür olma niteliğini korumaktadır. Şairin doğumunun 300. yılı dolayısıyla 2024’te Türkiye’de ve Türkmenistan’da düzenlenen anma programları, ortak mirasın güncel bir diplomatik dile tercüme edilebildiğini göstermiştir.

Türkiye Bursları ve devlet kontenjanları kapsamında binlerce Türkmen genç Türkiye’de lisans ve lisansüstü eğitim görmüş, ülkelerine dönerek Türkmenistan’ın nitelikli insan kaynağına katkı sağlamıştır. Bu mezunlar, iki ülke arasında hiçbir protokolün tek başına kuramayacağı türden bir gündelik güven ağı oluşturmaktadır. Dil öğretim merkezleri ile üniversiteler arası akademik iş birlikleri de bu ağı beslemektedir.

Savunma sanayii, son yıllarda iş birliğinin yeni ve dikkat çekici bir başlığı haline gelmiştir. Türkmenistan’ın 2021’deki bağımsızlık kutlamalarında Türk yapımı insansız hava araçlarının envanterde yer alması, ilişkinin ticaret ve müteahhitliğin ötesinde teknolojik bir boyut kazandığının göstergesi olarak okunmalıdır.

Sivil toplum kuruluşları ve düşünce kuruluşlarınca düzenlenen paneller, yuvarlak masa toplantıları ve sosyoekonomik forumlar ise resmi diplomasinin gündemine doğrudan giremeyen konuların tartışıldığı bir alan açmakta; karar alıcılarla akademi arasında entelektüel bir köprü kurmaktadır. Kamu diplomasisinin bu ikinci kanalı, ilişkinin gelecekteki gündemini bugünden şekillendirmektedir.

Önümüzdeki dönemin gündemi

Otuz beş yılın muhasebesi, kazanımlar kadar bekleyen başlıkları da görmeyi gerektirmektedir. Ticaret hacminin 5 milyar dolar hedefine ulaşması, mevcut kalemlerin büyümesinden çok yeni sektörlerin devreye girmesine bağlıdır. Doğrudan yatırım seviyesinin sınırlı kalması, Türk sermayesinin ülkede müteahhit sıfatıyla değil ortak sıfatıyla konumlanmasını gerekli kılmaktadır. Enerji alanında takas mekanizmasının kalıcılığı, hacminin artırılması ve nihayetinde Hazar geçişli çözüme evrilmesi belirleyici olacaktır. Lojistikte ise koridorun fiziki kapasitesinden ziyade kurumsal işletme verimliliği öne çıkmaktadır. Vize ve seyahat kolaylıkları, karşılıklı tanınan diploma ve standartlar ile iş insanlarının hareketliliği gibi görünürde teknik başlıklar da ortaklığın gündelik hayattaki karşılığını tayin edecektir.

Türkmenistan’ın otuz beş yıllık bağımsızlık yolculuğu; siyasi istikrarın korunması, altyapının yeniden inşası ve uluslararası alanda özgün bir konum edinilmesi bakımından dikkate değer bir tecrübedir. Türkiye bu yolculuğun her aşamasında kardeş ülkenin yanında yer almış, Türkmenistan’ın kazanımlarını kendi kazanımı olarak değerlendirmiştir. Bugün gelinen noktada Türkiye-Türkmenistan ortaklığı, yalnızca iki devletin ikili çıkarlarına hizmet eden bir ilişki biçimi olmaktan çıkmıştır. Söz konusu ortaklık; Türk dünyasının entegrasyonuna, Hazar havzasının istikrarına, Avrupa’nın enerji arz güvenliğine ve küresel lojistik ağların sürdürülebilirliğine katkı sunan bölgesel bir refah ve denge ekseni niteliği kazanmıştır.

Kadim bir mirastan aldığı güç ile otuz beş yıllık kurumsal tecrübeyi birleştiren Türkiye ve Türkmenistan, ortak geleceğe daha kararlı ve vizyoner adımlarla yürümeye devam edecektir. Bundan sonraki dönemde bu yürüyüşün ritmini belirleyecek olan, kutlama yıl dönümlerinden çok birlikte hayata geçirilen projelerin niteliği olacaktır.

Dr. Hikmet Eren

EkoAvrasya Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı

Son Yazılar