ABD-Avrupa Ayrışması İstihbarat Paylaşımını Nasıl Etkileyecek?

Gerçek anlamda bağımsız bir Avrupa istihbaratı geliştirmek, büyük mali yatırımlar, yasal reformlar, siyasi iş birliği ve güven, ayrıca sanayi ve akademi dünyası arasında güçlü koordinasyon gerektirir. Hull Üniversitesi’nde İşletme, Hukuk ve Politika Fakültesi Dekanı ve Güvenlik ve İstihbarat Profesörü Robert Dover, ABD’nin Avrupa ile istihbari ortaklığını kesme ihtimalini ve Avrupa istihbarat kapasitesini kaleme aldı.

ABD’nin Ukrayna ile istihbarat paylaşımını durdurması, Ukrayna’nın özellikle Kursk bölgesindeki kuvvetleri üzerinde ciddi baskı yaratırken, aynı zamanda ABD ile Avrupa arasındaki istihbarat iş birliğinde önemli bir kırılmaya işaret ediyor. Bu duraklama kısa vadede Avrupa’yı daha savunmasız hale getirse de, uzun vadede Avrupa’nın kendi özerk istihbarat kapasitesini geliştirmesi için bir fırsat sunabilir.

2014’ten bu yana, ABD istihbaratı Ukrayna’nın savunmasında merkezi bir rol oynuyor ve adeta ülkenin savunma mimarisinin temel direklerinden biri haline geldi. Elektronik, uydu ve insan kaynaklı istihbarat alanlarında sağladığı destekle ABD, Rus saldırganlığına karşı geliştirilen stratejik girişimlerin temelini oluşturdu. Bu desteğin askıya alınması (ve uzun vadede tamamen kaybedilmesi ihtimali) Ukrayna’nın savaş alanındaki etkinliğini azaltmakla kalmayacak, aynı zamanda ABD’nin boşluğunu doldurmakta zorlanacak olan Avrupa istihbaratının da parçalı yapısını gözler önüne serecek. Bu gelişmeler, ABD-Avrupa istihbarat iş birliğinin geleceğine dair kapsamlı ve kritik soruları beraberinde getiriyor.

Washington yönetiminin bu kararının ardından, transatlantik istihbarat ilişkilerinde İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülmemiş bir belirsizlik ortamı oluştu. ABD ve Avrupa ülkeleri geçmişte güçlü istihbarat ilişkileri kurmuş olsalar da yaşanan bu duraksama ve ilişkilerdeki olası uzun vadeli bozulma, Avrupalı müttefiklerin hem paylaştıkları bilgilerin derinliğini hem de Avrupa’daki transatlantik istihbarat merkezlerinin sürdürülebilirliğini sorgulamasına yol açıyor. Eğer ABD istihbarat iş birliğini daha da azaltırsa, Avrupa güvenliği ve savunma iş birliği açısından bunun etkisi çok derin olacaktır. Zira transatlantik güvenlik mimarisi (istihbarat ve komuta yapıları da dahil olmak üzere) tamamen ABD ve AB arasında paylaşılmaktadır. Bu tür bir istihbarat kopuşu, Avrupa güvenliğinde yaklaşık beş yıllık bir zafiyet yaratır ve bu durumdan en çok Rusya ile Çin çıkar sağlar.

Avrupa’nın istihbarat kapasitesi

Avrupa ülkeleri gelişmiş istihbarat altyapılarına sahip olsa da, ABD’ye kıyasla hala kritik eksiklikleri bulunuyor. Sinyal istihbaratı (SIGINT) alanında Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya gibi ülkeler yetkin aktörlerdir. Bu durum, Britanya’nın RC-135 Rivet Joint’lerinde, Fransa’nın CERES uydularında ve Almanya’nın iletişim dinleme faaliyetlerinde açıkça görülüyor. NATO’ya önemli katkılar sunuyorlar ancak Amerikan sistemlerinin sahip olduğu geniş erişim alanı ve sürekli, anlık veri sağlama yeteneğiyle kıyaslandığında halen çok yetersiz. Özellikle Birleşik Krallık’ın SIGINT çalışmaları uzun süredir ABD teknolojisine ve iş birliğine büyük ölçüde bağımlı. Dolayısıyla bu alanda ABD’den tamamen ayrışmak oldukça zor.

Avrupa’nın insan istihbaratı (HUMINT) kapasitesi (özellikle İngiltere’nin MI6’ı, Fransa’nın DGSE’si ve Almanya’nın BND’si) güçlü yapılara sahip ve Rusya, Ukrayna, Çin ve İran gibi ülkelerde uzun yıllara dayanan etkin operasyonlara sahip. Ancak tüm bu güçlü yönlerine rağmen, Avrupa’daki HUMINT ağları büyük ölçüde ABD’nin geniş ölçekli istihbarat operasyonlarıyla birlikte çalışıyor. Eğer ABD bu kaynaklara erişimi keserse, Avrupa’nın HUMINT kapasitesi ciddi biçimde zayıflar. Bu boşluğu doldurmak ise yıllar alacak ve büyük miktarda kaynak gerektirecektir.

Uydu görüntüleme ve keşif istihbaratı (IMINT), Avrupa’nın güçlü olduğu alanlardan biridir. Fransa’nın gelişmiş Helios ve CSO uyduları, Almanya ve İtalya’nın radar uydu sistemleri bu alanda önemli örnekler. Ancak Avrupa, füze tespiti açısından hayati öneme sahip kızılötesi erken uyarı sistemlerinden yoksun. Bu kapasite şu anda yalnızca ABD’de bulunuyor. Avrupa Uydu Merkezi (SatCen), istihbarat entegrasyonu için faydalı ancak sınırlı bir koordinasyon yapısı sunuyor. Bu da hem Avrupa’nın potansiyelini hem de entegrasyona dair mevcut kısıtlamaları gözler önüne seriyor. Avrupalılar, Elon Musk’ın Starlink sistemine alternatif olacak bir uydu iletişim ağı geliştirmek üzere iş birliği yaparak etkili bir adım atabilir. Starlink, Ukrayna’nın savunması açısından oldukça faydalı oldu ancak Elon Musk’ın Polonya hükümetiyle yaşadığı kamuoyu önündeki tartışma sonrasında bu sistemin tedarik güvenilirliği sorgulanmaya başlandı.

Ortak Avrupa istihbaratı mümkün mü?

Avrupa’daki bu yeni istihbarat gerçekliği karşısında, “Ortak Avrupa İstihbarat Servisi” fikri, ortak savunma harcamaları ve birleşik bir Avrupa ordusu konusundaki tartışmalar kadar güncel ve önemli. Uygun şekilde finanse edilir ve siyasi destek sağlanırsa, bu tür bir kolektif istihbarat yapısı Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığını azaltarak mevcut belirsizlik ortamını dengeleyebilir. Ancak böyle bir yapı kurmak kolay olmayacaktır. Gerçek zamanlı analiz ve yapay zeka destekli veri işleme gibi teknolojik alanlarda mevcut açıkları kapatmak için ciddi mali ve siyasi yatırımlar gerekli. Asıl zorluk ise siyasi alanda yatıyor. Geçmişten gelen güvensizliklerin, veri paylaşımı konusundaki çekincelerin ve hukuki uyumsuzlukların hızla aşılması gerekir ki böyle bir kolektif yapı işler hale gelebilsin. Bu çabaların başarıya ulaşıp ulaşmayacağı, büyük ölçüde ABD’nin NATO’ya olan bağlılıklarından gerçekten geri adım atıp atmayacağına bağlı. ABD ve NATO yapılarının koordinasyon merkezi olmaktan çıkması durumunda, istihbarat ve güvenlik iş birliği yalnızca Avrupa ülkeleri arasındaki siyasi uyum ve karşılıklı güvene dayalı olacak, ki bu düzeyde bir birlik bugüne dek sağlanamamıştır.

ABD’nin Ukrayna ve Avrupa genelinde istihbarat paylaşımını azaltma ihtimali, Avrupa’nın ABD’ye olan derin bağımlılığını bir kez daha açıkça ortaya koyuyor. Aynı zamanda Avrupa istihbarat yapısının ölçek olarak küçük ve yapısal olarak parçalı olduğunu da gözler önüne seriyor. Gerçek anlamda bağımsız bir Avrupa istihbaratı geliştirmek, büyük mali yatırımlar, yasal reformlar, siyasi iş birliği ve güven, ayrıca sanayi ve akademi dünyası arasında güçlü koordinasyon gerektirir. Eğer bu zorluklar aşılabilirse, belki de son 80 yıldır Avrupa üzerindeki etkisini sürdüren taraf olan ABD, bu meselenin kaybedeni olabilir.

Prof. Dr. Robert Dover

Hull Üniversitesi’nde İşletme, Hukuk ve Politika Fakültesi Dekanı ve Güvenlik ve İstihbarat uzmanı.

Son Yazılar