Özbekistan-Türkiye İlişkilerinde Yeni Dönem ve Stratejik Vizyon

Tarihin akışını değiştiren kadim medeniyetlerin yeşerdiği coğrafyalar vardır ve bu coğrafyaların ruhu, sadece taş binalarında değil; akan suyunda, esen rüzgarında ve halkının sözünde gizlidir. Orta Asya’nın kalbi Özbekistan işte böyle bir ruhun tecellisidir. Turkuaz kubbelerin gökyüzüne selam verdiği Semerkant, toprağına sadık insanların şehri Buhara ve tarihî dokusuyla zamanı durduran Hive; bugün Türk dünyasının kolektif hafızasını temsil etmektedir. O kadim sokakları düşündüğümde, her köşe başında bir kültür hazinesinin fısıltısını duyar gibi oluyorum. Bu topraklar, Türk dünyasının dilde, fikirde ve işte birliğinin tarihsel referans merkezleridir.

Özbekistan toprakları, Rönesans dönemlerinde medeniyetin meşalesini taşımıştır. Harezmî’nin matematiksel dehası, İbn-i Sina’nın tıp ilkeleri, İmam Buhari’nin manevi rehberliği ve Uluğ Bey’in yıldızları okuyan bilgeliği, bugün Şevket Mirziyoyev liderliğinde hedeflenen “Üçüncü Rönesans”ın genetik kodlarını oluşturmaktadır. Taşkent’in modern silueti ile kadim şehirlerin tarihî ruhu arasındaki o ince denge düşünüldüğünde söylenebilir ki Özbekistan’ın mevcut potansiyelini bir dünya gücü hâline getirme iradesinin en somut yansıması işte bu dengedir.

Özbekistan’ın muazzam kültürel derinliği, Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in liderliğinde başlayan “Yeni Özbekistan” reform süreciyle stratejik bir şahlanışa evrilmiştir. Bugün Özbekistan, 37 milyonu aşan dinamik nüfusu ve stratejik konumuyla bu kadim mirası modern bir kalkınma hamlesine dönüştürmektedir. 2016 yılının Eylül ayı, Özbekistan için lider değişiminden öte köklü bir zihniyet devriminin başlangıcı olmuştur. Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in “Devlet halka hizmet etmelidir” ilkesiyle başlattığı reform süreci, yaklaşık 30 yıllık “kapalı kutu” dönemini sona erdirmiş ve Özbekistan’ı dışa açık, dinamik ve reformist bir yapıya kavuşturmuştur.

2017’den bu yana atılan adımların; ekonomik liberalleşmeden dini özgürlüklere, insan haklarının iyileştirilmesinden idari şeffaflığa kadar her alanda radikal bir dönüşümü simgelediğini görüyoruz. Mirziyoyev, göreve geldiği günden bu yana dış politikada “komşularla sıfır sorun” ve “açılım” politikasını benimseyerek Özbekistan’ı barış ve huzur adasına dönüştürmüştür. Mülkiyet haklarından eğitim sistemine, dış ticaretteki engellerin kaldırılmasından Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) üyelik sürecinin hızlandırılmasına kadar uzanan bu köklü değişim, ülkeyi Avrasya’nın parlayan yıldızı yapmıştır. 2026 yılı itibarıyla DTÖ üyesi olmayı hedefleyen Özbekistan, küresel ticaret yollarının güzergâhı olmaktan çıkıp aktif karar vericisi hâline gelmiştir. Mirziyoyev’in vizyonuyla kurulan Orta Asya Devlet Başkanları İstişare Toplantıları, bugün Azerbaycan’ın da tam katılımıyla bölgeyi dış müdahalelere kapalı, kendi içinde kenetlenmiş bir güç bloğu hâline getirmiştir. Taşkent’te düzenlenen son zirvede alınan “Orta Asya Topluluğu” önerisi, bölgenin kendi kaderini tayin etme iradesini dünyaya ilan etmesi olarak yorumlanmalıdır.

Mirziyoyev döneminde Özbekistan’ın GSYİH’si ilk kez 145 milyar doları aşmış, 2026 hedefi ise 167 milyar dolar olarak belirlenmiştir. Ancak rakamların ötesinde, Mirziyoyev’in bölgedeki barış ve huzur noktasındaki rolü hayati önemdedir. Orta Asya’daki sınır anlaşmazlıklarının barışçıl yollarla çözülmesi, bölge ülkeleri arasındaki karşılıklı güveni en üst seviyeye çıkarmıştır. Yıllardır kapalı olan sınırların açılması, Kırgızistan ve Tacikistan ile sınır sorunlarının barışçıl diplomasiyle çözülmesi, Orta Asya’nın huzurunu pekiştiren adımlardandır.

Gördüğümüz kadarıyla Özbekistan, bugün hem Batı ile hem de Doğu ile kurduğu dengeli ilişkilerle gerçek bir “jeopolitik denge merkezi” hâline gelmiştir. Mirziyoyev’in bu güçlü liderliği, bölgenin kendi önceliklerini küresel güçlere kabul ettirdiği yeni bir denge noktası oluşturmuştur. Bu süreçte Özbekistan’ın savunma sanayindeki atılımları, özellikle sınır koruma birliklerinin Bayraktar İHA’larıyla donatılması, ülkenin güvenliğini modern teknolojiyle tahkim ettiğinin somut bir nişanesidir.

Türkiye ve Özbekistan arasındaki ilişkiler ise bu kalkınma ve istikrar hamlesinin en güçlü lokomotifi hâline gelmiştir. Ocak 2026 sonunda Ankara’da gerçekleşen Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi 4. Toplantısı, iki ülkenin “Kapsamlı Stratejik Ortaklık” seviyesine ulaştığının ilanıdır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in imzaladığı anlaşmalar; sağlıktan ulaştırmaya, eğitimden madenciliğe kadar çok geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Savunma sanayiinde Özbek ordusunun Bayraktar TB2 İHA’larıyla donatılmasından, Dışişleri, İçişleri ve Savunma bakanlarını bir araya getiren 4+4 mekanizmasına kadar kurumsallaşmış bir yapı kurulmuştur. Özellikle kritik mineraller ve nadir toprak elementleri konusundaki mutabakat zaptı, iki ülkenin sadece bugünü değil, geleceğin enerji ve teknoloji dünyasını da birlikte inşa etme kararlılığını göstermektedir. Türk şirketlerinin Özbekistan’daki 5 milyar doları aşan yatırımları ve 5 milyar dolarlık dış ticaret hedefi, “iki devlet tek millet” şiarının ekonomik karşılığıdır.

Bu ilişkilerin en duygusal ve anlamlı boyutunu ise “vicdani dayanışma” oluşturmaktadır. 6 Şubat depremlerinde Özbek kardeşlerimizin Hatay’da kurduğu mahalle hâlâ hafızalarımızda. Ama bugün bu bağı, Taşkent’teki teknoloji atölyelerinde kod yazan gençlerin heyecanıyla pekiştiriyoruz. 2040 Vizyonu doğrultusunda, Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında birleşen bu iki güç; ulaştırma koridorları, dijital dönüşüm ve ortak eğitim projeleriyle “Türk Devri”nin mimarlarıdır. İstanbul’da temeli atılan Özbek okulu ve Taşkent’teki Türk eğitim kurumları, İsmail Gaspıralı’nın “dilde, fikirde, işte birlik” ülküsünün 21. yüzyıl fidanlarıdır.

Teknoloji ve bilim alanındaki iş birliği, bu vizyonun en heyecan verici kısımlarından biridir. T3 Vakfı ve Özbekistan Gençlik İşleri Ajansı arasındaki “Bilim Taşkent” projesi, bir nesil inşasıdır. Taşkent’in kalbinde yükselen teknoloji atölyeleri, Özbek gençlerinin astronomiden robotik kodlamaya kadar her alanda dünya ile rekabet etmesini sağlayacaktır. Bu atölyelerdeki heyecanın, geleceğin Uluğ Beylerini ve İbn-i Sinalarını müjdelediğini söylemek yerinde bir benzetme olacaktır. Öte yandan enerji alanındaki iş birliği, “Yeşil Enerji Koridoru” ile perçinlenmektedir. Hazar’ın altından geçecek elektrik kabloları ve yenilenebilir enerji hatları, Türkiye ve Özbekistan’ın ötesinde tüm Avrasya’yı birbirine bağlayacaktır.

İki liderin vizyoner yaklaşımları, Orta Asya’nın steplerinden Anadolu’nun bağrına uzanan bu ebedî dostluğu, küresel sistemde söz sahibi bir güce dönüştürmektedir. İçinde bulunduğumuz asra Türk dünyasının mührünü vurma hedefi, bugün her zamankinden daha yakın ve daha gerçekçidir. Cumhurbaşkanı Mirziyoyev’in gerçekleştirdiği son Ankara ziyareti, bu bağın en yüksek seviyeye ulaştığı tarihi bir dönüm noktasıdır. Zirve kapsamında imzalanan 8 yeni stratejik mutabakat zaptının içerdiği madencilik ve kritik elementler alanındaki ortaklıklar, iki ülkeyi yeni nesil teknoloji üretiminde merkez konumuna taşırken ulaştırma koridorları üzerine yapılan anlaşmalar Orta Koridor’un kalbini güçlendirmiştir. Türkiye ve Özbekistan, Türk Devletleri Teşkilatı’nın mihenk taşları olarak 21. yüzyılın jeopolitik haritasını yeniden çizmektedir. T3 Vakfı’nın Taşkent’te kurduğu teknoloji atölyelerinden, Hazar’ın altından geçecek “Yeşil Enerji Koridoru”na kadar her adım, 2040 Vizyonu’nun bir parçasıdır.

Bu derinleşen ilişkiler ağı, bölgesel güvenlikten kültürel etkileşime kadar her katmanda meyvelerini vermektedir. Türkiye’nin savunma sanayindeki tecrübesi, Özbekistan’ın bölgesel istikrarı koruma iradesiyle birleştiğinde ortaya aşılması güç bir güvenlik mimarisi çıkmaktadır. Ancak benim için en değerli olanı bu büyük stratejik hamlelerin yanında, iki halkın birbirini yeniden keşfetmesidir. Bugün Taşkent sokaklarında duyduğunuz Anadolu Türkçesi ile İstanbul sokaklarındaki Özbek lehçesi, bin yıllık ayrılığın ardından gelen vuslatın sesidir.

Geleceğe baktığımızda Mirziyoyev’in “Yeni Özbekistan” vizyonu ile Türkiye’nin “Türkiye Yüzyılı” hedefinin birbirini nasıl beslediğini daha net görüyoruz. Bu iki vizyon, aslında tek bir amaca hizmet etmektedir: Güçlü, müreffeh ve kendi sesini dünyaya duyuran bir Türk Dünyası. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ankara’daki zirvede vurguladığı gibi: “Yürek yüreğe verdiğimiz müddetçe, içinde bulunduğumuz asra Türk dünyasının mührünü vuracağımızdan eminiz.” Bu asır; kökleri derin, dalları geleceğe uzanan büyük Türk çınarının asrı olacaktır. Özbekistan’ın kadim şehirlerindeki o mavi kubbelerin ihtişamı, bugün modern fabrikaların, teknoloji üslerinin ve diplomatik başarıların ışıltısıyla birleşmektedir. İnanıyorum ki Asya’nın kalbinden yükselen bu uyanış, tüm insanlık için bir huzur ve refah kaynağı olacaktır.

Yüzyıllar süren sessizliğin ardından, tarih bizi yeniden omuz omuza olmaya çağırıyor. Bu çağrıya Mirziyoyev ve Erdoğan’ın vizyoner liderliğiyle verilen cevap, geleceğin tarih kitaplarında “Türk Dünyasının Şahlanış Dönemi” olarak anılacaktır. Bizlere düşen, dilde, fikirde ve işte birlik meşalesini her daim yüksekte tutarak bu kutlu köprüyü gelecek nesillere daha da güçlendirerek miras bırakmaktır. Mazi ile ati arasındaki bu köprü, taştan ve demirden değil; sarsılmaz bir irade ve ortak bir kader bilincinden inşa edilmiştir.

Dr. Hikmet EREN

EkoAvrasya Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı

Son Yazılar