Rusya-Ukrayna Savaşında Ateşkes ve Barış İhtimali

Mevcut konjonktürde Moskova ve Kiev, savaşın uzun vadede neden olacağı riskleri, getirisi muğlak olan bir ateşkes veya barış antlaşmasına tercih etmektedir. Milli İstihbarat Akademisinden Mehmet Çağatay Güler, Rusya-Ukrayna savaşında tarafların beklentilerini ve barış ihtimalini kaleme aldı.

Her iki tarafın da yıprandığı ve geniş bir spektrumda negatif etkilerini hissettiği Rusya-Ukrayna savaşının ne zaman ve hangi koşullarda sona ereceğine dair ciddi tartışmalar söz konusudur. Bu tartışmalar büyük ölçüde Donald Trump’ın yeniden ABD Başkanı seçilmesi ve benimsediği diskur neticesinde şekillenmiş ve dünya kamuoyunda her geçen gün daha fazla yer bulmaya başlamıştır. Bu süreçte, Joe Biden döneminde kopan ABD-Rusya ilişkilerinin yeniden tesis edilmesi, başkanlar arası diyaloğun kurulması, heyetlerin hem Riyad’da hem de İstanbul’da bir araya gelmesi belirleyici olmuştur. Ancak üçüncü tarafların da katılımıyla süregelen müzakerelere rağmen şu ana kadar kayda değer bir çıktının elde edilemediği görülmektedir. Bunun temel nedeni muharebe sahasıyla tarafların siyasi beklentilerinin uyumlu olmaması ve tarafları barışa itecek veya çekecek elverişli bir denklemin bulunmamasıdır. Filhakika mevcut konjonktürde Moskova ve Kiev, savaşın uzun vadede neden olacağı riskleri, getirisi muğlak olan bir ateşkes veya barış antlaşmasına tercih etmektedir.

Rusya’nın şartları bugünkü koşullara uygun değil

İlk olarak Rusya, savaşın nedeni olarak gösterdiği ve açıkça dile getirdiği siyasi hedeflerini aradan geçen 3 yıla rağmen muhafaza etmektedir. Bu doğrultuda Kiev’de bir yönetim değişikliği ve tercihen kendisine müzahir bir yönetimin başa geçmesi, Ukrayna’nın silahsızlandırılması ve tarafsızlığını anayasal olarak taahhüt etmesi istenmektedir. Bunlarla beraber Donetsk ve Luhansk’a ek olarak Herson ve Zaporijya’nın da Rus ana vatanına eklemlenmesi planlanmaktadır. Bu kapsamda, Rusya’ya müzahir bir yönetimin Ukrayna’da başa geçmesi tüm bu hedeflerin hayata geçirilmesini kolaylaştıracak ve temin edecek bir kazanım olarak değerlendirilebilir. Ukrayna’nın silahsızlandırılması ise muğlak bir konudur; buradaki temel gayenin ordunun tasfiye edilmesine ek olarak ağır silahlardan arındırılması ve kısıtlanması olduğu tahmin edilmektedir.

Bu çerçevede Moskova’nın tahayyülü, Dinyeper Nehri’nin doğusunda kalan bölgelerin Rusya’ya tabii olması; batısında kalan bölgelerde ise herhangi bir hava savunma veya füze sisteminin konuşlandırılmaması, zırhlı araç ve tanklarla beraber topçu ve havan sistemlerinin kısıtlanarak minimuma indirilmesidir. Böylelikle Rusya, Ukrayna ordusunun savaşma kabiliyetlerini ortadan kaldırarak uzun vadede topraklarını özgürleştirme girişiminde bulunmasının önüne geçmek istemektedir. Ancak Kremlin yönetimi bugünkü şartlarda, bu tahayyülü sahada gerçekleştirebilecek ve Kiev’e bunu dikte edebilecek konumda değildir.

Rus ordusu seferberlik ve askeri personel, mühimmat ve ateş gücü ekseninde Ukrayna’ya mukayeseyle tartışmasız bir üstünlüğe sahiptir. Savaşın başlangıcında yaptığı stratejik hataları anlamış, doğru dersleri çıkartarak değişen koşullara adapte olmayı da başarmıştır. Savunma sanayisini etkin bir biçimde savaş sahasına entegre etmiş ve endüstriyel kapasitesini bu yönde kanalize etmiştir. Ancak ordunun 3 yıl içerisinde verdiği ağır kayıplar, yaşanan bozgunlar ve geri çekilmeler; gark olunan iktisadi ve endüstriyel problemler göz ardı edilemez boyuttadır. Ayrıca, inisiyatifi elinde bulundurmasına rağmen Rusya’nın doğu cephesindeki ilerleyişi kısıtlıdır. Sözün özü, Rusya’nın bugünkü koşullarda savaşın başlangıcındaki hedeflerini dayatmaya çalışması görüşmelere belli ölçüde ket vurmaktadır.

Ukrayna’nın ateşkese ihtiyacı var mı?

İkinci olarak Kiev’in siyasi hedeflerinde daralma söz konusudur. Savaşın başlangıcında Kırım’ın özgürleştirilmesi olarak belirlenen hedefler, zaman içerisinde Rusya işgali altına giren diğer bölgelerle beraber Kırım’ın geri alınmasına evrilmiş; nihai olarak da sahadaki statüko kabul edilmiştir. Söz konusu statüko, Rus ordusunun işgal ettiği ve sözde referandum gerçekleştirdiği bölgeler ve bu bölgelerden vazgeçilmesi olarak tanımlanabilir. Ayrıca tarafsızlık konusunun da Ukrayna tarafından kabul gördüğü söylenebilir. Ancak ülkenin silahsızlandırılması ve bunun karşılığında somut hiçbir güvenlik garantisi verilmemesi, Kiev ve Avrupalı devletler tarafından kati suretle reddedilmektedir.

Ukrayna açısından sahadaki durumu analiz ettiğimizde, ivedi ve ne pahasına olursa olsun imzalanması gereken bir ateşkese ihtiyaç olmadığı söylenebilir. Nitekim, Ukrayna ordusunun cephe hattındaki unsurlarını güçlendirdiği; savaşı en az bir yıl daha mevcut haliyle idame ettirebilecek askeri stok ve yığınağı yaptığı bilinmektedir. Hatta Ukrayna, kısa menzilli ve ağırlıklı olarak temas hattında kullanılan silahları kendi kendine üretebilir konuma gelmiştir. Ayrıca Kiev’in, ABD’den çeşitli menzil kapasitelerini haiz balistik füzeleri kısa vadede ihtiyacını karşılayacak şekilde depoladığı bilinmektedir. Doğu cephesindeki çatışmalara ve Rus ordusunun ilerleme hızına ve mahiyetine bakıldığında Moskova’nın, Kiev’i teslim olmaya zorlayacak durumda olmadığı görülmektedir.

Lakin, Ukrayna açısından orta ve uzun vadede muhtelif riskler söz konusudur. İlki askeri personel eksikliği ve cephedeki yorgunluktur. İkincisi, ateş gücünün tüm stok ve yığınağa rağmen Rusya lehine asimetrisidir. Üçüncüsü ise dış yardımların geleceğine dair muğlaklıktır. Bir yılın ardından stratejik silahların temin edilememesi Ukrayna ordusunun muharebe kapasitesini düşürecektir. Bu takdirde Rus ordusu, kritik altyapı ve tesisleri üzerinde oluşturulan maliyet azalacaktır.

Ukrayna yönetimi birinci riski minimize etmek amacıyla organizasyonel yapısında reform çalışmalarına başlamış ve kolordu eksenli olarak yeniden yapılandırma başlatmıştır. İkinci ve üçüncü risklerin en aza indirilmesi ise büyük oranda Avrupalı devletlerin ve ABD’nin siyasetine bağlıdır. Bu kapsamda, söz konusu ülkelerin kapasitelerinden öte savaşa istekli olup olmadıkları temel değişken olarak görünmektedir. ABD, Ukrayna’nın güvenliği ve ülkeye yapılacak herhangi askeri ve iktisadi yardım noktasında sorumluluğu Avrupa’ya devrederek bu zamana kadarki yardımlarını faiziyle tahsil etme gayesindedir.

ABD ve Avrupa nasıl konumlanıyor?

Bu çerçevede ABD için savaşın ne zaman ve nasıl biteceğinden ziyade asıl önemli olanın, elde edilecek ekonomik imtiyazlar olduğu söylenebilir. Geçtiğimiz ay Washington’ın, Ukrayna’ya yapılan doğrudan ve dolaylı yardımları kesmekle tehdit etmesi ve kısa bir süreyle kesmesi söz konusu yaklaşımını ortaya koymaktadır. ABD genel olarak, ilk aşamada ateşkesi müteakibinde de kalıcı barışı destekler bir pozisyondadır ancak Ukrayna’nın güvenlik endişelerini karşılama noktasında isteksizdir. Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğinin tesis edilmesi, karşılıklı olarak enerji altyapılarının vurulmaması ve esir takası gibi konularda mutabık kalınması Trump’ın lider imajını etkilerken Kremlin’in saldırı sıklığını ve şiddetini artırdığı müşahede edilmektedir. Diğer bir ifadeyle Rusya yönetimi ABD’yi teskin ederek zaman kazanmaktadır. 30 günlük ateşkesin kabul görmemesi ve cephe hattında ateşkes sağlanamaması bu savı destekler niteliktedir.

Avrupalı devletler ise ABD’nin olmadığı bir denklemde savaşı devam ettirip ettiremeyecekleri ve desteği ne ölçüde sürdürebilecekleri noktasında tereddüt içerisindedir. Bahse konu devletler orta ve uzun vadede Ukrayna’yı destekleyerek savaşı sürdürebilecek kapasiteyi sahiptir ancak istek ve irade noktasında tartışmalar söz konusudur. Ayrıca Avrupalı devletler arasındaki derin fikir ayrılığı da bu tartışmaları körüklemektedir. Kalıcı barış bağlamında ise ABD’nin, Ukrayna’ya vermediği güvenlik garantilerinin İngiltere ve Fransa başta olmak üzere Avrupa tarafından verilmesi gündemdedir. ABD’nin yaklaşımından farklı olarak, Rusya’ya hiçbir konuda taviz verilmemesi gerektiği zira verilen her tavizin Avrupa’ya güvenlik tehdidi olarak döneceğini düşünülmektedir. Kısacası, Avrupa tarafından Ukrayna’nın beklentileri karşılanırken Rusya’nın siyasi hedefleri dikkate alınmamaktadır. Bu durum da tabiatıyla barış görüşmelerini tıkamaktadır.

Sözün özü, bölgede kapsayıcı bir ateşkes ihtimali veya kalıcı barışı tesis edecek bir mekanizmanın kurulma olasılığı tarafların siyasi hedefleri ve stratejileriyle doğrudan ilişkilidir. Savaşın tarafları mevcut koşullar altında hasımlarına siyasi hedeflerini kabul ettirecek üstünlüğe sahip değildir ve savaşın uzun vadede doğuracağı maliyeti, getirisi muğlak olan bir ateşkes veya barış antlaşmasına tercih etmektedir.

Mehmet Çağatay Güler

 Milli İstihbarat Akademisi

Son Yazılar