Laçın Koridoru’nun Önemi

Tarihten günümüze Güney Kafkasya, Karabağ ve özellikle de Laçın Koridoru’nun, hem stratejik konumu hem de yeraltı kaynakları ve maden açısından büyük öneme sahip olduğu biliniyor.

Prof. Dr. Yıldız Deveci Bozkuş, Laçın Koridoru’nun bölgesel ve küresel ölçekteki önemini 3 soruda kaleme aldı.

Laçın Koridoru’nun bölgesel ölçekte önemi nedir?

Azerbaycan’ın Karabağ zaferi yeni dönemde Güney Kafkasya’da hem bölgesel hem de küresel dinamiklerin değişmesine neden oldu. Bu yönüyle savaşın ardından Rusya öncülüğünde taraflar arasında imzalanan mutabakat metni önemli bir uluslararası antlaşma olsa da, sıklıkla taraflar arasında yaşanan sorunlar nedeniyle halen tam olarak uygulanamıyor. Son olarak bölgede 12 Aralık’ta başlayan, buradaki madenlerin yasa dışı işletilmesini önleme protestolarında önemli bir eşik geride bırakıldı. Uluslararası kamuoyunun gündeminde sıklıkla yer alan Karabağ, bu kez Laçın Koridoru’yla gündeme geldi. Zira tarihten günümüze Güney Kafkasya, Karabağ ve özellikle de bu bölgenin, hem stratejik konumu hem de yeraltı kaynakları ve maden açısından büyük bir öneme sahip olduğu biliniyor. Bu nedenle bölgeyle ilgili yaşanan en ufak bir gelişmede bölgesel ve küresel güçler hemen harekete geçiyor.

Laçın Koridoru’yla ilgili son gelişmelere bakıldığında, Ermenistan yönetimi yaşanan krizde bu bölgenin Rus barış gücünün kontrolünde olduğuna ve 10 Kasım 2020 tarihli üçlü mutabakat gereği buradaki güvenliğin Rusya tarafından sağlanması gerektiğine işaret ederek, Rusya’nın üzerine düşen görevi yerine getirmediğine vurgu yapıyor. Azerbaycan tarafı ise tüm bu yaşanan gelişmeler karşısında Ermenistan tarafının hem Karabağ konusunda Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne saygı göstermediğini hem de bu konuyu Batı dünyasının dikkatini bölgeye çekme aracı olarak kullandığını ileri sürüyor.

Uluslararası konjonktüre bakıldığında ise aslında Laçın Koridoru’yla ilgili bölgede yaşananları, küresel gelişmelerin Güney Kafkasya’ya yansımaları olarak değerlendirmek mümkün. Zira Rusya’nın bölgedeki barış gücü üzerinden Batı dünyasına bir mesaj vermeye çalıştığı söylenebilir. Özellikle de Ukrayna savaşıyla birlikte son dönemlerde Batı dünyası tarafından Rusya’nın gerek ekonomik gerekse diğer hususlarda karşı karşıya kaldığı yaptırımların ve Ukrayna karşısındaki mevcut durumunun bu politikada önemli bir payı bulunuyor. Bu nedenle Rusya’nın bölgedeki tutumu arka bahçesi olarak gördüğü eski Sovyet coğrafyasındaki etki ve gücünü Karabağ’daki askeri varlığı üzerinden tüm dünyaya gösterme çabası kapsamında değerlendirilebilir.

Ayrıca gerek Karabağ savaşı sonrası gerekse de Ukrayna savaşı sürecinde uluslararası ölçekte Azerbaycan’ın başta İsrail olmak üzere bazı ülkelerle olan iyi ilişkilerinin ve bölgenin adeta parlayan yıldızı haline gelmesinin de bu süreç üzerinde önemli bir payı bulunuyor. Örneğin, Azerbaycan’ın son dönemlerde Ukrayna’ya yönelik insani yardım adımlarının dahi Rusya tarafından rahatsızlıkla karşılandığı görülebilir.

Rusya’nın Laçın Koridoru’ndaki rolü nedir?

Laçın Koridoru’yla ilgili gelişmelerde Rusya’nın önemli bir rolü bulunuyor. Ancak üçlü mutabakata riayet edilmemesi, özellikle de Rus barış gücü askerlerinin görev aldığı bölgede sıklıkla tansiyonun yükselmesi, Rusya’nın üstüne düşen görevi yeterince yerine getirmediğini ortaya koyuyor.

Görünürde Rusya sıklıkla Azerbaycan ve Ermenistan liderleriyle mutabakat ilkelerine riayet etmeleri hususunda görüşmeler gerçekleştiriyor. Son olarak Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) zirvesinin ardından Putin’in Belarus Devlet Başkanı’nın yanı sıra Ermenistan ve Azerbaycan liderleriyle de üçlü bir görüşme gerçekleştirmiş olması bu açıdan önemli. Ancak Rusya için asıl sorun, İngiltere, ABD ve AB’ye üye ülkelerin Ukrayna savaşıyla ilgili kendisine yönelik izlediği politikalardan duyduğu rahatsızlıktır. Rusya bir yandan Kafkasya bölgesi üzerinden Batı dünyasını hedef alırken diğer yandan tıpkı Ukrayna savaşında olduğu gibi Karabağ konusunda da bölgedeki tarihsel etkisinin varlığını ortaya koymaya çalışıyor. Ancak bu kez işi çok daha zor. Zira Azerbaycan’ın yeni dönemde, özellikle de küresel çapta artan alternatif enerji güzergahları arayışında öne çıkması ve Batı dünyasıyla ilişkileri Rusya’yı biraz daha temkinli olmaya yönlendirebilir.

Rusya’nın Laçın Koridoru’yla ilgili izlediği politikalar Türkiye-Ermenistan ilişkilerine de yansıyor. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Laçın Koridoru’ndaki son gelişmeler Ermenistan için bir samimiyet testi olacaktır.” ifadeleriyle sorunun devam etmesi halinde iki ülke ilişkilerinin de bu süreçten zararlı çıkacağına işaret etti. Bu yönüyle Laçın Koridoru, hem Rusya’nın Batı dünyasıyla ilişkilerinde hem de Türkiye-Ermenistan ve Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinde kilit bir role sahip. Özellikle de Türkiye-Ermenistan normalleşme sürecinin başladığı bir dönemde en ufak bir sorunun dahi bu süreci akamete uğratabileceği unutulmamalı. Ayrıca Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesiyle bir eşgüdüm içerisinde ilerlediğini de hatırlatmakta yarar var.

Avrupa ülkeleri ve İran Karabağ’la ilgili nasıl bir tutum sergiliyor?

Batı ve AB üyesi ülkelerin Karabağ’a bakış açıları sorunun şekillenmesinde hayati öneme sahip. Özellikle de 30 yıllık işgal boyunca AGİT Minsk Grubu çözüm için inisiyatif almazken, Laçın Koridoru ve eylül ayında sınırda meydana gelen çatışmaların ardından Batı’nın bölgeye dair politikalarında ciddi bir değişim yaşandı. AB’nin Azerbaycan-Ermenistan sınırına bir misyon göndermesi bu kapsamda değerlendirilebilir. AB’nin yanı sıra bölge ülkelerinin de Laçın Koridoru’yla ilgili yaşanan gelişmelerde takındığı tavrın önemli bir payı bulunuyor. Örneğin İran’ın Karabağ konusundaki tutumu bu hususta belirleyici bir role sahip. Sovyet sonrası İran’ın Ermenistan’la olan ilişkilerine bakıldığında İran’ın Ermenistan politikalarının başta Fransa olmak üzere pek çok Avrupa ülkesi ile benzer özellikler içermesi düşündürücü.

Bu kapsamda aslında Fransız siyasetçilerin genel olarak Azerbaycan’a karşı olumsuz bir tavır sergilemelerinde Türkiye’nin gerek Karabağ Savaşı gerekse de Ukrayna’daki savaşla birlikte bölgede artan “arabuluculuk” rolünün ve “jeopolitik etkisi”nin de olduğu söylenebilir. Bunun yanı sıra hem AB ülkeleri hem de İran’da yerleşmiş olan “Türk” algısındaki mevcut tarihsel önyargıların da bu ülkelerin politikalarına önemli bir etkisi olduğunu unutmamak gerekiyor.

 

Prof. Dr. Yıldız Deveci Bozkuş

Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi

Son Yazılar