Sözde Modernleştirme Özde Emperyalizm

İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından başlayan ve daha çok 60’lı ve 70’li yıllarda etkin olan Soğuk Savaş’ın tarafları Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB), “modernleşme” adı altında kadim devletleri hükümranlıkları altına almak adına birbirleriyle kıyasıya mücadele ettiler. Görünürde “modernleşme” diğer adıyla “emperyalizm”, sözde “yardımsever” bir kimlik ile Latin Amerika’dan başlayan ve Afrika’dan Asya’ya uzanan geniş coğrafyada yüzbinlerce insanın canına mal olan Soğuk Savaş’ın daimi kazananları taraflarından başka kimse değildi.

Yine bu savaşın tarafları konu açıldığında, o dönemi daha çok “teknolojik gelişme yarışı” şeklinde anlatmaktadır. Belirgin şekilde ilkin 50’li yıllarda Küba üzerinden karşı karşıya gelen ABD ve SSCB daha sonra 60’larda Vietnam, 70’ler de ise Afganistan’da birbirleriyle mücadele etmişlerdir. Yine aynı yıllarda Türkiye, Irak, Mısır ve İran üzerinden de kendi kanlarını dökmeden fakat bu kadim topraklardaki insanları birbirine kırdırarak Soğuk Savaş sürüp gitmiştir.

KÖRFEZ SAVAŞI TESADÜF DEĞİLDİR

SSCB’nin fiilen sona erdiği 1990-91’de ortaya çıkan ve ABD’nin başrol oynadığı Körfez Savaşı asla tesadüf değildir. Burada ABD bir denemeye girişmiştir de diyebiliriz. Şöyle ki, karşısında güçlü bir devlet yoktur! 90’lı yılların Doğu ülkelerine baktığımızda iç savaş ile terörün yanı sıra ekonomik ve siyasi karışıklıklar dikkat çeker. Buna Türkiye’de dâhildi diyebiliriz.

Bittiği söylenen Soğuk Savaş döneminde, emperyalizmin yani ABD’nin paraya boğarak hizaya getirdiği ve teknolojik kalkınmasıyla dikkat çeken ülke Japonya, Doğu’da rol model olarak gösterilmektedir. Fakat Japonya aşağı yukarı bir asır önceki siyasetine dönecek gibi karşımızda durmaktadır ve yine Doğu’nun yönetiminde söz sahibi olmaya niyetli gibidir.

Soğuk Savaş’ın en başından beri, bir yandan kadim toplulukları “ulus” devletlerine dönüştürme planı olan “emperyalizm” diğer yandan da ABD ile diğer Batı ülkeleri ekonomisine önemli ölçüde katkılar sunmuştur. Emperyalizmin farklı versiyonunu Türkistan topraklarında uygulayan SSCB için de aynı tespitleri söyleyebiliriz.

11 Eylül saldırısı gerçekleştiğinde ABD yeni bir dünya düzeni adına harekete geçer. Saldırının sorumluları Afganistan’dadır ve bu topraklara girilip hesap sorulacaktır. 2000’lerin başında Müslüman coğrafya kaynamaya başlar. Kısa bir süre öncesine kadar birkaç ülkeyi tarif etmek için kullanılan “Ortadoğu” tanımı ilginçtir Yemen’den Afganistan’a kadar kullanılmaya başlanırken neredeyse yine bu tanım Türkistan’a kadar dayandırılmak istenir. Geçtiğimiz aylarda bunun izleri hatırlanacağı üzere Kazakistan, Kırgızistan ile Tacikistan’da ve kendisini Türk toplumu olarak gören Pakistan’da görüldü.

EYLEMLER AYNI, KAVRAMLAR DEĞİŞTİ

ABD’nin Suriye’de ortaya çıktığı günlerde, Sovyetler Birliği’nin takipçisi Rusya devreye girmeye başlar. Şu an Suriye’de bulunan Rusların neden ve nasıl geldiklerini de zikretmemizde fayda var. SSCB’nin önemli bir müttefiki olan Suriye, Soğuk Savaş bittiğinde Moskova ile münasebetlerini kesmez, üstüne borcuna karşılık Ruslara askeri üs olarak kullanmaları için toprak dahi verir. Tartus Deniz Üssü olarak bilinen bu üs 2017’de iki ülke arasında yapılan anlaşmaya göre 49 yıl daha Rusya’nın kontrolünde olacak. İşte Suriye-Rusya sıkı bağlılığı buradan gelirken, ABD de boş durmaz ve terör örgütleri üzerinden bölgedeki pozisyonunu alır.

Soğuk Savaş yahut diğer tanımlamayla “modernleştirme” adı altında “emperyalizm” adına yapılan savaşın aslında bitmediğini ve kanlı şekilde devam ettiğini söylemek mümkün. Ne Doğulu ne de Batılı gibi duran Ukrayna’da aylardır süren savaşın galibi olarak, “Savaş Ekonomisi” üzerinden Rusya ve ABD önümüze düşmektedir.

Hülasa, aslında eylemlerde değişen bir şey yok, değişen sadece kavramların yeniden adlandırılmasıdır. Fakat “Yeni Türkiye” söz konusu kavramların da, yeniden adlandırılmaların da farkındadır ve istikametini çizmiştir. Önce İkinci Karabağ Savaşı, ardından Rusya-Ukrayna savaşında bölgenin oyun kurucu aktörü olduğunu ispatlayan Türkiye, yeni “Türkiye Yüzyılı”nda da yükselmeye devam edecektir.

Mehmet POYRAZ

Gerçek Tarih Dergisi Genel Yayın Yönetmeni

Son Yazılar